Salvador Dali'nin Hayat Hikâyesi

Sanat tarihine unutulmaz izler bırakan sürrealist bir ressam: Salvador Dali.

Salvador Dali 11 Mayıs 1904’te Figueres Katalonya İspanya’da dünyaya geldi. Salvador Dalí i Cusí ve Felipa Domenech Ferres’in ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Dali 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. İlk çocuklarının ölümünü kabullenemeyen Dali çifti, genç Dali’nin yanında sık sık onun ölü kardeşinden bahseder ve düzenli olarak ilk çocuklarının mezarını ziyaret ederdi. Bu durum, Dali’nin genç yaşta kimlik karmaşası yaşamasına yol açtı.

‘Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hâlâ onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.’ diyerek yaşadığı durumu kelimelere döken Dali, böylece küçük bir despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için histeri krizlerine giriyor, teatral hareketler sergiliyordu. Kardeşi Ana Maria’nın doğumuyla birlikte iyice sarpa saran bu durum, Dali’nin farklılığını ifade etme istediğini daha dayanılmaz hâle getiriyordu.

Dali sanat eğitimine 1916’da İspanya’nın Figueres kentindeki Colegio de Hermanos Maristas Instituto’daki resim okulunda başladı. Ciddi bir öğrenci olmayan, hayal kurmayı ve sınıfın eksantriği olarak öne çıkmayı seven Dali, garip giysileri ve uzun saçlarıyla tüm dikkati üzerine topluyordu.

1919’da ilk halka açık sergisini Figueres Belediye Tiyatrosu’nda açtı. Şubat 1921’de annesinin göğüs kanseri nedeniyle vefat etmesinden sonra hayatının en büyük yıkımlarından birini yaşayan Dali, annesinin ölümünün hayatında yaşadığı en büyük travma olduğunu söyler. Dali, 1922’de Madrid’e taşınır ve burada da resim yolculuğuna devam eder. İtalyan ressam Giorgio de Chirico’nun rüya gibi eserlerinin etkisi Dali’nin üzerinde büyüktür ve bu dönemdeki çalışmalarında kübizm ve Dadaizm etkilerine rastlanır. Fransa ve İsviçre kaynaklı bu eğilimler o zamanlarda Madrid’de yaygın olmadığı için Dali’nin eserleri kısa sürede dikkatleri üzerine çeker.

Madrid’de geçirdiği yıllarda, aynı zamanda kendisi gibi avangart sanata düşkün olan film yapımcısı Luis Buñuel ve şair Federico Garcia Lorca ile yakın arkadaş olur. Dali böylece ufak bir değişim geçirir. Başlangıçta uzun saçları, ağzından hiç düşmeyen piposu olan Dali daha sonraları jöleli saçlı, spor kıyafetli ve asık suratlı birine dönüşür. 1923’te disiplin eksikliği nedeniyle geçici olarak okuldan uzaklaştırılır ve aynı yıl Girona’daki hükûmete karşı siyasi faaliyetleri dolayısıyla kısa bir süre hapse atılır. Nihayetinde sanat okulundan da atılan Dali 1925 yılında okula geri döner ve Barselona’da ilk kişisel sergisini açar.

1926 yılında ise çok saygı duyduğu Pablo Picasso ile Paris’te tanışmasından sonra, Picasso’nun etkisi ilerleyen yıllar içerisinde Dali’nin çalışmalarına hâkim olur. Paris gezisinden kısa bir süre okuldan temelli olarak atılan Dali, çok geçmeden askere alınır ve askerlik hizmetini bitirdikten sonra Mart 1928’de sanat eleştirmenleri Luís Montanyà ve Sebastià Gasch ile beraber, sanatta modernizmi ve fütürizmi savunan "Sanat Karşıtı Katalan Manifesto"yu yazar.

Luis Buñuel ile 1929 yılında çektikleri Bir Endülüs Köpeği isimli avangart kısa film sürrealist sanat çevrelerinde bu ikiliye büyük şöhret kazandırır. Aynı yılda ikinci kez Paris’e giden Dali, burada ressam Joan Miró aracılığıyla sürrealist akımın öncüleri André Breton ve Paul Éluard ile tanışır. Éluard'ın karısı Gala’ya ilk gördüğü anda âşık olan Dali ile Gala arasında daha sonraları evliliğe dönüşecek olan tutkulu bir ilişki başlar.

1929 yılından itibaren birlikte yaşamaya başlayan çift, 1934’te evlenir. 1940’ta ise İkinci Dünya Savaşı’ndan kaçarak ABD’ye yerleşen çift zamanlarının çoğunu tiyatro setleri, moda mağazalarının iç mekânları ve mücevher tasarlamanın yanı sıra gösterişli gösteriler için dehasını sergilemekle geçirir. 10 Haziran 1982’de sevgili eşi, menajeri, modeli ve ilham perisi olan Gala’nın ölümünden sonra Dali yaşama isteğini kaybedecek kadar derinden sarsılır. Eşini kaybettikten sonra onun öldüğü ve gömüldüğü Púbol Kalesi'ne yerleşir ve münzevi bir hayat sürmeye başlar. Son eseri olan Serçenin Kuyruğu isimli tabloyu bu kalede yapan Dali, Ağustos 1984’te kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten ortaya çıkan yangında bacağından yaralanır ve ardından Figueres’e dönerek, Salvador Dali Tiyatro ve Müzesi’nde yaşamaya başlar.

23 Ocak 1989’da kalp yetmezliğinden dolayı hayatını kaybeden ve Figueres’te kendi adını taşıyan müzenin mahzenine gömülen Dali; eksantrik giyimi, aykırı davranışları ve sözleriyle, aynı zamanda da ilginç tekniğiyle 20’nci yüzyılın şüphesiz en büyük sürrealist ressamı.