Kitap

İki Dünya Arasında: Mülksüzler

@Oznuryuce
Bugün
3 dk okuma

Tüm duvarlar iki yüzlüydü; neyin içeride neyin dışarıda olduğu durduğunuz yere bağlı.. Bir şeyi bütün olarak görebilmek için onun dışına çıkmalısın...

Hayatımızda hep bir şeylerin sahip olduğumuzdan farklı olmasını isteriz. Bu bazen sahip olduğumuz şeylerin azlığından bazen de sahip olamadıklarımızın içimizde bıraktığı o derin eksiklik duygusundan kaynaklanır. Bu durumun bir de sistem tarafı var ki; işte o zaman işler çok daha karmaşık, çok daha muğlak bir hal alıyor. Bugün hep birlikte gözlerimizi kapatalım ve muğlak bir dünyanın kapılarını birlikte aralayalım.

Karşımızda, edebiyat tarihinin en güçlü sistem eleştirilerinden biri duruyor: Ursula K. Le Guin'nin başyapıtı Mülksüzler.

İki Gezegen Tek Bir Soru: Mülkiyet Nedir?

Le Guin, Mülksüzler romanında bizi, birbirine komşu ama taban tabana zıt iki farklı gezegene götürüyor:* Anarres ve Urras.*

Yazar, bu iki gezegeni kıyaslayarak bireye, yaşama ve mülkiyete dair ezberlediğimiz her şeyi masaya yatırıyor.

  • Urras (Arzu Dünyası): Tıpkı bizim dünyamız gibi bolluk içinde mülkiyetin, paranın ve gücün hüküm sürdüğü ancak adaletsizliğin ve sınıfsal farklılıkların nefes aldırmadığı kapitalist bir düzeni temsil ediyor. Konforlu ancak bireyi köleleştiren bir sistem.
  • Anarres (Yoksunluk Dünyası): Hiçbir şeyin "benim" diyerek sahiplenilemediği, dilinde bile iyelik eklerinin bulunmadığı, mülkiyetsiz ve devletsiz bir dünya. Zorlu koşulları olan kurak ve tamamen bireysel mülkiyetten arındırılmış özgür(!) bir topluluk.

Bu iki gezegen arasındaki ilişki; birinin diğerinin "uydusu" olması üzerinden görelilikle anlatılıyor. Hangi tarafın içeride hangi tarafın dışarıda olduğu bakış açımıza göre değişiyor ve bu durum iki gezegen arasındaki ilişkiyi muğlaklaştırıyor.

Sahiplenmek mi, Özgürleşmek mi?

Başkahramanımız fizikçi Shevek ile birlikte bu iki gezegen arasında yolculuk yaparken aklımıza gelen ilk soru şu oluyor: "Biz mi eşyalara sahibiz, yoksa eşyalar mı bize?" Bu sorunun temelinde güvenlik iç güdüsü yer alıyor aslında. Hepimiz konfor alanlarımızı, o çok iyi bildiğimiz güvenli limanları seviyoruz, bu limanlardan ayrılmadan bir şeylere sahip olmayı aynı zamanda da özgür olmayı istiyoruz. Ancak Ursula K. Le Guin Mülksüzler kitabı ile bize gerçek özgürlüğe giden yolun bambaşka bir yerden geçtiğini fısıldıyor: Konfor alanından çıkmak ve "öteki" ile temas kurarak dönüşmeyi göze almak.

Le Guin’in romanda somutlaştırdığı harika bir felsefe var: "Bütün olmak parça olmaktır." İlişkilerimiz mülkiyetten ve iktidar hırsından arındıkça, aslında evrenin ve toplumun doğrudan parçası olduğumuzu fark ederiz. Bu durum, bireyin yok olması değil aksine diğerleriyle kurduğu bağ sayesinde gerçek kimliğini bulmasıdır. Yani “Özgür olmak, bir şeylere sahip olmak değil; sahip olduğunu sandığın şeylere bağımlı olmamaktır.”

Mülksüzler, toplumsal cinsiyet, mülkiyet ve iktidar gibi devasa kavramları sadece politik birer unsur olarak ele almıyor; bunları zihnimize örülmüş birer duvar olarak betimliyor. Hem mülkiyetin hem de özgürlüğün tanımı da tam olarak burada netleşiyor işte. Gerçek özgürlük, dışarıdaki sınırları aşmaktan ziyade sahip olduğumuz ya da bizi şekillendiren şeylerin zihnimizde yıkılmaz duvarlar örmesine izin vermemekten geçiyor. Le Guin bize mülksüzleşmenin sadece maddi şeylerden vazgeçmek olmadığını, asıl özgürlüğün zihinsel bir hafiflik ve zihnimizi sınırlandıran her türlü tahakküme boyun eğmeyen bir yaşam arzusu olduğunu hatırlatıyor.

Peki... Tüm bunları düşündüğünüzde sizin zihinsel duvarlarınız neler ve siz kendi duvarlarınızı yıkmaya hazır mısınız?

Neden Bugün de Okumalıyız?

Çünkü her gün daha fazla tüketmeyi, daha fazla "sahip olmayı" arzuladığımız ve hatta sistematik olarak buna zorlandığımız (!) bu modern çağda, Mülksüzler bize başka bir yaşam formunun, başka bir ihtimalin mümkün olabileceğini hatırlatıyor. Bizi konfor alanlarımızdan çıkarıp sistemin o muğlak, tekinsiz ve acımasız yapısıyla yüzleştiriyor.

Gözlerinizi açtığınızda etrafınıza bir bakın. Sahip olduğunuz her şeyi bir kenara bıraksaydınız, geriye sizden ne kalırdı?

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Mülkiyetin olmadığı bir dünyada gerçekten özgür olabilir miydik yoksa insan doğası gereği her zaman "sahiplenmek" mi ister?

Yorumlarda buluşalım!

ÖY

Öznur Yüce

@Oznuryuce

Discussion

Giriş Yap Yorum yapmak için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.