Materialists Filmine Başka Bir Gözle Bakalım: Kriterleriniz Gerçek mi, Yoksa Ördüğünüz Bir Duvar mı?
İlişki kriterleriniz gerçekten size mi ait? Yoksa kırılmaktan korktuğunuz için inşa ettiğiniz bir savunma mekanizması mı?

Bazı replikler ilk duyulduğunda sıradan gelse de hayatın çıplak gerçekliğini taşır. Materialists filmi de tam olarak sıradan görünen ama ruhun derinliklerine inen o tanıdık gerçekliğin izini sürüyor.
Film boyunca karakterlerin, tıpkı alışveriş listesindeki maddeler gibi “tiklenecek birer kutu” haline getirilmesini sorguluyoruz. İnsanların içinde muazzam bir derinlik saklıyken, ilişkilerde bu derinliği ıskalayıp sadece yüzeydeki görünür etiketlere odaklanılması, büyük bir tezatlık barındırıyor. Ne yazık ki modern çağ, insanı görünmez duygulardan çok ölçülebilir maddelerle tanımlama eğiliminde. Film de seyirciyi tam bu noktadan yakalıyor.
Bir Savunma Mekanizması Olarak “Sahte Maddiyatçılık”
Hikâyenin merkezindeki Lucy, daha ilk sahnelerden kriterinin “zengin bir erkek” olduğunu açıkça söylüyor. Maddiyatçı görünümü başta yüzeysel algılansa da, film ilerledikçe bu algı yıkılıyor. Çünkü Lucy, aslında sahte bir maddiyatçı; materyalist maskesinin arkasına gizlenen ama günün sonunda sadece kalbinin sesini dinleyen gerçek bir romantik. Lucy’nin yaptığı o soğuk matematik, aslında duygularıyla yüzleşmemek için ördüğü bir duvardan ibaret. Ulaşılamaz standartlarını bahane edip diğer tüm erkekleri hayatından uzak tutuyor; böylece John’dan başkasına ait olabilme ihtimalini en başından sabote ediyor.
Lucy, ilişkilerde her anlamda eksiksiz olan ve nadir bulunan erkeği “unicorn” olarak adlandırıyor. Bir düğünde tanıştığı ve kağıt üstünde kriterlerine uyan Harry'yi de tam olarak bu sınıfa sokuyor. Ama John’la bağını koparamadığı için toplumun o kusursuz “unicorn”u bile Lucy'nin yüksek standartlarında kendine yer bulamıyor. Yönetmen Celine Song, bu duygusal ayrımı filmin renk paletiyle görselleştiriyor: Lucy’nin Harry ile tanıştığı sahnede üstünde soğuk ve mesafeli mavi bir elbise var. Filmin sonuna doğru John’la bir araya geldiği düğün sahnesinde ise bu soğukluk, yerini ortamı kaplayan sıcak ve samimi sarı ışıklara bırakıyor.

Eski İlişkilerin Gölgesi ve Kesilen Faturalar
Lucy’nin eski sevgilisi John, zamanında “Seni mutlu etmek ne kadar zor” derken aslında faturayı Lucy’ye kesiyor ve onda haksız bir suçluluk duygusu yaratıyor. Belki de bu yüzden Lucy, kendisinin “zor bir kadın” olduğu inancını benimsiyor. Oysa karşımızda sadece değer görmek isteyen bir kadın ve onun bu temel ihtiyacını “yük” gibi göstererek kendi içsel gerilimini, kronik bir memnuniyetsizlikle dışa vuran bir erkek var. Aslında John, kendi **maddi yetersizliğinin yarattığı eksiklik hissini **doğrudan Lucy’ye yansıtıyor. Buna rağmen Lucy mantıksal hesaplamaların yetmediği o güçlü duygu yüzünden John ile bağını koparamıyor.
Maddiyatla Satın Alınan Özgüven ve Güç İllüzyonu
Bazı erkeklerin, maddiyatçı olduğunu açıkça belli eden kadınlara yönelmesinin arkasında ise derin bir **değer algısı problemi **yatıyor. Kültürel kodların erkeğe dayattığı “güçlü olma” zorunluluğu, modern zamanda gücün tamamen parayla eşitlenmesine yol açıyor. İçsel derinlikten yoksun olan ve her şeyi parayla yönetebileceğini sanan erkekler, aslında maddiyatçı beklentilere içten içe sevinirler. Çünkü sadece maddi unsurlarla beslenen bir ilişkiyi elde tutmak tamamen zahmetsizdir. Böyle bir ilişki, kendi karanlık yönleriyle yüzleşmelerini gerektiren bir içsel gelişim de gerektirmez. Filmde bu yanılsamanın en güçlü örneğini Harry karakterinde görüyoruz.

Harry’nin çocukken boy uzatma ameliyatı geçirdiğini öğrendiğimiz sahneyle beraber taşlar tam anlamıyla yerine oturuyor. O yaştaki bir çocuğun bu kararı tek başına veremeyeceğini düşünürsek, ailesinin imaja verdiği önemi ve bu maddesel algının çocuk yaşta zihne nasıl kazındığını net bir şekilde anlıyoruz. Erken yaşta boyunu bile parayla satın almış olan Harry’nin özgüveni ve aşkı da satın alabileceğini düşünmesi çok normal. Günün sonunda Harry de bu sistemin acımasız bir kurbanı; paranın çare olamadığı o derin yalnızlığını lüks bir zırhla gizlemeye çalışan trajik bir karakter.
Paranın Satın Alamayacağı Bağ: Anlaşılmak
Film, iki erkek arasındaki güç savaşını harika bir sembolizmle veriyor: Tiyatro oyunundan sonra, Harry’nin John’la el sıkışırken elini daha sıkı sallayıp kendine doğru çekmesi, üstünlüğünü belirtme çabasından başka bir şey değil. Fakat bu maddi gövde gösterisi, insan ruhunun derinliğinde hiçbir karşılık bulamıyor.
Yaşanan kötü bir olay sonrası John, Lucy’nin iç dünyasındaki fırtınayı tek bir bakışta anlarken, Harry bunu idrak edemiyor. Kendimizi ancak bütünüyle şeffaf olabildiğimiz bir aynada anlaşılmış hissederiz. John, seneler sonra bile Lucy'nin sığınabileceği en güvenli liman olmayı başarıyor. Çünkü Lucy, sadece onun yanında maskelerinden sıyrılıp “Her şeyi mahvettim” diyebilecek kadar savunmasız kalabiliyor.

Döngüyü Kırmak ve Gerçeğin Peşinden Koşmak
Filmin finaline yakın gerçekleşen düğün sahnesinde John’un “İnsanlar neden evlenir?” sorusuna Lucy’nin verdiği yanıt çok çarpıcı: “Ebeveynlerinden farklı yapmak isterler…” Aslında ailemizden miras kalan travmalar ve o kökleşmiş algılar, ilişkilerdeki tercihlerimizi şekillendiriyor. Aileden farklı yapma motivasyonuyla çıkılan yolda, zihne kök salmış algılar bireyi tekrarlayan döngülere hapseder: bazen aynı kişiyle, bazen farklı kişilerin türevleriyle.
Lucy’nin en sonunda tekrar John’a dönmesi, kriter olarak belirlediği maddelerin aslında kendisini aşktan uzaklaştıran birer bahane olduğunu gösteriyor. Maddi imkânsızlıkların yarattığı o derin değersizlik duygusu, insanı her ne kadar maddelerin cazibesine doğru sürüklese de, yolculuğun sonunda varılan yer yine o saf ruh bağlantısı oluyor. Belki de bir gün yok olup gidecek maddelerle bağ kurmaktansa, çalkantılı bir yolda gerçeğin peşinden koşmayı seçmek, ruhu asıl yolculuğuna çıkaran şeydir.