Kitap

İsmail Abi' Bekleyişi

@beyzanurcapoglu
Bugün
4 dk okuma
—

İsmail abinin bir kuru yük gemisini ömrü boyunca beklemesi, bıkmaması onu "en kral arkadaş, abi, adam" yapan en büyük etmendi.

Yarının umuduyla günlerin sonunu getiriyoruz. Elektriksiz, dumansız kışlar geçirsek bile “Aman, bahar gelecek zaten.” deyip haftaların, ayların bitmesini; vizelerden kötü not alınca “Finalde hallederim.”, onda da olmazsa “Bütle geçerim.” veya “Seneye alttan alırım.” diyerek sonraki sınav tarihlerini; kuaför saçımızı ummadığımız şekilde Japon saç kesimi yapınca uzamasını bekliyoruz. Bu gibi yaşanacağını düşünmediğimiz, istemediğimiz olaylar başımıza gelince sürekli daha iyi anların gelmesini, yaşanmasını; gerçekleşme ihtimali olmasa bile umut etmeye, beklemeye devam ediyoruz. Hayatımız bir nevi beklemek üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Sanki başka şekilde olaylarla başa çıkamaz, mücadele edemezmişiz gibi geliyor, öyle hissediyoruz.

Godot'yu Beklerken adlı tiyatro oyununda bile karakterler neyi beklediklerini, ne zaman geleceğini, neden orada olduklarını, ne yapacaklarını bilmemelerine rağmen oyunun sonuna kadar beklemeye devam ediyorlar. Bir sahnede hayatlarını sonlandırmayı düşünüyorlar ama sonrasında, amaçlarını ve kimin geleceğini bilmeden yine de beklemeye devam ediyorlar. Bir şeyin geleceği fikri, ne olduğunu bilmeseler bile bir amaçlarının olması düşüncesi onları yarınlara taşıyor.

Leyla ile Mecnun, 2011 yılında yayınlanmaya başlamış bir Türk dizisidir. Bir absürt komedi olarak, izleyicilerine her türlü duyguyu hissettirir, sorgulattırır, alttan alta laf da sokar ve edebî eserlere atıfta bulunarak izleyicilerinin keyiflerini yerine getirir.

Dizinin en çok sevilen karakterlerinden biri olan İsmail Abi çok kral bir abidir. Derdine koşar, dostun olur. Genelde “Ağızlarını burunlarını kıralım.” der ama çözüm odaklıdır. Her gün iş arar ve bulamaz çünkü işverenlerin standartlarının üstünde birisi olduğu gibi işverenlerin hiçbiri de “Yolu, yemeği, sigortayı.” karşılamak istemiyor olur. Çevresinin iyiliğini düşünen, keyfi her zaman yerinde olan, yanlışa yanlış diyen bir karakterdir. İsmail Abi'yi sıfatlarla anlatmak onu sınırlandırmak olur. Bu nedenle, gerçek biri olsaydı ve bu yazıyı şu an okuyor olsaydı büyük ihtimalle “Beni kelimelerinizle sınırlandırmayın.” derdi.

İsmail Abi'yi İsmail Abi yapan bütün davranışlarının yanı sıra, Kireçburnu sahilinde kuru yük gemisi beklemesidir. Her gün aksatmadan sahile iner, gemilere el sallar, bekler, bekler ve bekler. Onu çocukken uzaklara gönderen hasta babasını bekler ve ona el sallar çünkü babası, onu göndermeden önce, ona her zaman o gemilerden el sallayacağını söylemiştir. Bu nedenle İsmail Abi de babasıyla arasındaki tek bağı koparmak, kaybetmek istemez. Göremediği, aslını bilmediği bir şeye tutunarak hayatına devam eder. Yarına uyanmasının sebebi de budur: beklemek.

Babası ondan ayrılmadan önce ona arkadaşlarıyla sahip olduğu anıların önemini ve çok iyi bir çocuk olmasını söyler. İsmail Abi de her zaman bu şekilde olur. Beklemek yalnızca gelecekte bir şeyin gerçekleşmesini beklemek değil, aynı zamanda onu beklerken şimdiki zamanda ne yaptığımızdır. İsmail Abi babasını bekler ve beklediği süre zarfında babasının kendisinden olmasını istediği kişi olur: Çok iyi bir çocuk, çok iyi bir arkadaş.

Belki de babasının hiçbir zaman gelmeyeceğini biliyor ama kabullenemiyor çünkü kabullendiği an, yarınlara uyanma sebebi de sonsuz uykuya dalacaktır. Mecnun ile sahilde karşılaşmalarının, “İsmail Abii!” — “Hooop!” diyaloglarının yaşanma sebebi de aslında İsmail Abi'nin babasını beklemesi, sahilde gemilere el sallamasıdır. Babasına dair fikir ve umut ortadan kalkınca hayatında sahip olduğu, onu İsmail Abi yapan özellikler de ortadan kalkacaktır. Dizideki tüm karakterler ona neyi beklediğini sorduğunda “Babamı.” cevabını alınca hepsinin yüzünde, karşılarındakine acımaya benzer bir ifade beliriyor ama asla renk vermiyorlar. İsmail Abi de anlamıyor çünkü babasını görmek, onu umut etmek İsmail Abi'nin hayatı.

Beklemek çok basit bir eylem gibi görünse de aslında çok karmaşık ve zorlu bir süreç çünkü belirsizlik içinde saatler, günler, haftalar geçiriyoruz. Kimi zaman 10 ay, 10 yıl sürüyor bazı bekleyişler. Bazı zamanlarda da asla sonuçlanmıyor. Bir hastanın iyileşmesini beklemek, durumu iyiye giderken iyileşeceğini ummak ve bir anda onu kaybetmek... Bekleyişin hiç umulmayan bir durumla sonuçlanması kulağa kötü geliyor ama asla tedaviyi reddetmiyoruz çünkü “Olur da iyileşirse?”, “Belki daha iyi olur.”, “Acı çekecek ama ya iyi olursa?” gibi fikirler bizleri bekleyişlere sokuyor.

İnsanlar maddi manevi yaşam mücadelesi veriyor. Bir anda 30 farklı yere CV bırakıyorlar, “Belki bu sefer olur.” diyerek. Onları ileri iten, itmeye çalışan motivasyon da bu “belki”ler oluyor çünkü hiç kimse ümitsizlik kuyusunda tıkılı kalmak istemiyor.

Beklemek insana çok zor geliyor. Bekleyen insanları kimileri de eleştiriyor; “Nasıl bekliyorsun, ben asla dayanamam.”, “Boşuna bekliyorsun.” gibi cümleler kurarak insanların motivasyonlarını kırıyorlar. Ama aslında o bekleyiş kimisinin ekmek kırıntısı, zor günlere dayanmasını sağlayan bir ışık hüzmesi. İsmail Abi'nin de yıllarca beklemesi herkese saçma geliyordu. “O gemi gelecek.” deyip mizah malzemesi yapılıyordu; ta ki hepsi birer İsmail Abi'ye dönüşene kadar.

“İsmail Abi, sen benim en kral arkadaşımsın.”

BÇ

Beyza Ç.

@beyzanurcapoglu

Discussion

Giriş Yap Yorum yapmak için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.