Kültür ve Sanat

Kızıl Pelerinin Efsanesi: Yasak Ormana Giren Küçük Kızın Unutulan Hikâyesi

@esratekin
Bugün
5 dk okuma

Bir kız, bir kurt ve yasak bir yol… Kırmızı Başlıklı Kız, sanıldığından çok daha eski ve derin bir efsanenin izlerini taşıyor.

Masallar hiçbir zaman yalnızca çocukları uyutmak için anlatılan hikâyeler olmadı. Onlar, insanlığın korkularını, cesaretini, isyanlarını ve kadim bilgeliğini nesilden nesile taşıyan görünmez sandıklardır. Tıpkı tanrıların ve devlerin hikâyelerinde olduğu gibi…

Kuzey'in eski şarkılarında, gök gürültüsünün efendisi Thor'un, çekicini geri almak için güzellik tanrıçası Freya'nın kılığına girerek devlerin şölenine katıldığı anlatılır. Devlerin kralı Thrym, gelin sandığı kişinin tek başına bir öküzü ve onlarca testilik birayı bitirdiğini görünce dehşete düşer.

"Nasıl olur?" diye haykırır. "Hangi gelin bu kadar obur olabilir?"

Yanındaki kurnaz Loki ise hiç düşünmeden cevap verir:

"Ey Thrym, sana kavuşmanın heyecanıyla sekiz gündür ne bir lokma yedi ne de bir damla içti."

Bir süre sonra Thrym, gelinin gözlerine bakar ve bu kez korkuyla geri çekilir.

"Neden gözleri kor gibi yanıyor?"

Loki yine gülümser.

"Sana duyduğu özlemden sekiz gecedir gözüne uyku girmedi."

İşte masallar böyledir. Görünenin altında başka bir gerçek taşırlar. Bir gelin aslında bir tanrıdır. Bir şölen aslında bir savaştır. Bir düğün ise yalnızca bir kılıftır.

Ve belki de kırmızı başlıklı küçük bir kız, yalnızca kırmızı bir pelerin giyen bir çocuk değildir.

Belki o da başka bir şeyi temsil eder.

Belki o, kendisine çizilen sınırların dışına çıkma cesaretidir.

Bir zamanlar, sık ağaçlarla çevrili küçük bir köyde, kırmızı pelerininden başka hiçbir şeyiyle tanınmayan bir kız yaşardı. Başlığı öylesine parlaktı ki, sonbaharın en kızıl yaprakları bile onun yanında soluk kalırdı.

Bir sabah annesi ona bir sepet verdi.

Sepetin içinde taze ekmekler, biraz tereyağı ve hasta büyükannesi için hazırlanmış yiyecekler vardı.

Annesi kızının omzuna dokundu.

"Doğrudan büyükannenin evine git."

Sonra tekrar söyledi:

"Sakın yoldan sapma."

Bir kez daha tembihledi:

"Ormanın derinliklerine girme."

Ve son kez fısıldadı:

"Çünkü yoldan çıkanlar bazen geri dönemez."

Kız başını salladı.

Ama bazı yollar yalnızca bir yerden bir yere götürmez.

Bazı yollar insanın kaderini değiştirir.

Küçük kız ormana girdiğinde güneş ağaçların arasından altın ışıklar serpiyordu. Rüzgâr çiçekleri sallıyor, kuşlar bilinmeyen şarkılar söylüyordu.

Önünde uzanan düz ve güvenli bir yol vardı.

Bir de ağaçların arasında kaybolan dar bir patika…

İşte bütün hikâye orada başladı.

Çünkü insan bazen emirlere itaat etmek ile kendi kalbinin sesini dinlemek arasında kalır.

Kız durdu.

Annesinin sözlerini düşündü.

Sonra ormana baktı.

Derinlerde bir şey onu çağırıyordu.

Belki merak…

Belki özgürlük…

Belki de kader…

Ve o, kendisine gösterilen yoldan ayrıldı.

Bir çiçek topladı.

Sonra bir tane daha.

Sonra biraz daha ilerledi.

Yol uzadı.

Ağaçlar sıklaştı.

Gölgeler büyüdü.

Ve karşısına kurt çıktı.

Bu, sıradan bir kurt değildi.

Gözleri karanlıkta kor gibi parlıyor, sanki insanın içindeki sırları görebiliyordu.

"Nereye gidiyorsun küçük kız?" diye sordu.

"Büyükannemin evine."

"Peki neden bu kadar acele ediyorsun?" dedi kurt.

"Orman sana şarkılar söylüyor. Çiçekler senin için açıyor."

Kız durdu.

Ve bir kez daha kendi yolunu seçti.

İşte bazı düşünürlere göre bu an, masalın gerçek kalbidir.

Çünkü küçük kız yalnızca bir patikadan ayrılmamıştır.

O, kendisine çizilen sınırın dışına çıkmıştır.

Kurala boyun eğmemiştir.

Ama bunu isyan etmek için yapmamıştır.

Yalnızca kendi iradesiyle hareket etmiştir.

Bu yüzden bazıları Kırmızı Başlıklı Kız'ı tarihin ilk sivil itaatsizlik hikâyelerinden biri olarak görür.

Çünkü sivil itaatsizlik, yıkmak için değil; doğru olduğuna inandığın şeyi yapmak için kuralları sorgulamaktır.

Tıpkı filozof Sokrates'in yaptığı gibi…

Mahkeme ona:

"Felsefeyi bırak, seni serbest bırakalım."

dediğinde, o reddetmişti.

Çünkü insan bazen bedelini bilse de kendi yolundan dönmez.

Kırmızı Başlıklı Kız da öyle yaptı.

Yolu uzattı.

Sonuçlarını göze aldı.

Ve yürümeye devam etti.

Bu sırada kurt çoktan büyükannenin evine ulaşmıştı.

Kapı açıldı.

Ev sessizliğe gömüldü.

Bir süre sonra küçük kız da eve vardı.

Kapıyı araladı.

İçerisi karanlıktı.

Yatağın içinde büyükannesi uzanıyordu.

Ama bir tuhaflık vardı.

"Kulakların neden bu kadar büyük?"

"Seni daha iyi duymak için."

"Gözlerin neden bu kadar büyük?"

"Seni daha iyi görmek için."

"Dişlerin neden bu kadar büyük?"

Ve karanlık cevap verdi:

"Seni daha iyi yemek için."

Fakat masalın eski anlatımlarında küçük kız, sandığımız kadar korkmuş değildir.

Çünkü o, daha ilk adımını attığında kaderini kabul etmiştir.

Yoldan ayrıldığında sonuçları da kabul etmiştir.

İnsan bazen doğru olduğunu düşündüğü şey uğruna tehlikeye yürür.

Bazen kuralları çiğnemek değil, kendi vicdanının peşinden gitmek cesarettir.

İşte bu yüzden Kırmızı Başlıklı Kız'ın hikâyesi yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor.

Çünkü bu masal yalnızca bir kız ve bir kurtun hikâyesi değildir.

Bu masal, kendisine çizilen yolu terk etme cesaretini gösteren herkesin hikâyesidir.

Ve belki de her insanın hayatında bir gün, önüne iki yol çıkar.

Biri güvenlidir.

Diğeri bilinmezle doludur.

Ve bazen insanı değiştiren şey, tam da o yasak patikaya atılan ilk adımdır.

Kaynakça

Akademik ve kitap kaynakları:

Sokrates ve Sivil İtaatsizlik Bağlamı

ET

Esra Tekin

@esratekin

Discussion

Giriş Yap Yorum yapmak için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.