Skyrim Öyküleri | Dwemer Harabelerindeki Altın Dev
Skyrim’in yeraltındaki Dwemer harabelerinde altın ve gizemli makinelerden daha fazlası saklı. Peki, yüzyıllardır uyuyan bir dev uyandığında ne olur?

Skyrim’in dağlarının altında, güneş ışığının binlerce yıldır ulaşamadığı karanlık koridorlar uzanır. Bir zamanlar Tamriel’in en gizemli uygarlıklarından biri olan Dwemer’ler, geride yalnızca terk edilmiş şehirler değil, ne işe yaradıkları hâlâ tam olarak anlaşılamayan makineler de bırakmıştır. Bu harabelere girenler genellikle altın, değerli taşlar ve unutulmuş hazineler arar. Fakat bazı hazinelerin bir bedeli vardır. Üstelik bu bedel, bazen insanın hayatından çok daha fazlasıdır.
Skyrim’deki eski bir Dwemer harabesi hakkında anlatılan söylentiler, tam da böyle bir hikâyeyi konu alır.
Her şey, kuzeyin dondurucu soğuğunda yol alan genç bir hazine avcısının, dağların arasına gizlenmiş terk edilmiş bir yapıya ulaşmasıyla başladı. Harabenin girişinde kırılmış sütunlar, paslanmış metal parçaları ve üzerinde anlaşılmaz semboller bulunan taş levhalar vardı. İçeriden gelen hafif uğultu dışında her şey sessizdi. Sanki bu yer, içeri giren herkesi bekliyordu.
Genç adam için bu sessizlik bir tehlike işareti değildi. Aksine, kimsenin dokunmadığı bir hazinenin habercisiydi.
Meşalesini yakıp dar koridorlardan ilerledi. Duvarların arasına yerleştirilmiş eski mekanizmaları fark etmedi bile. Birkaç kez ayağının altındaki metal plakalar tıkırdadı, karanlığın derinliklerinden mekanik sesler yükseldi. Ancak bunların hepsini eski bir yapının sıradan gürültüleri olarak yorumladı. Önünde bulacağı zenginliği düşünürken geri dönmek aklından bile geçmiyordu.
Sonunda devasa bir salona ulaştı.
Salonun ortasında, taş bir platformun üzerinde, altın renginde devasa bir makine duruyordu. Gövdesi ağır metal plakalarla kaplıydı. Kalın kolları neredeyse taş sütunlar kadar büyüktü ve başının yerinde, yüzü andıran mekanik bir parça bulunuyordu. Göğsünün ortasındaki yuvarlak düzenekten belli belirsiz bir ışık sızıyordu. İlk bakışta altından yapılmış bir heykeli andırıyordu. Fakat vücudundaki dişliler, borular ve eklemler bunun sıradan bir heykel olmadığını açıkça gösteriyordu.
Genç adamın gözleri parladı. Karşısındaki makinenin ne olduğunu bilmiyordu ama onu değerli kılan şeyin yalnızca yapıldığı metal olmadığından emindi. Biraz daha yaklaştığında devin ayaklarının dibinde küçük bir sandık gördü. Sandığın içinde birkaç altın sikke, değerli taşlar ve eski bir yüzük vardı. Bütün bu servetin, böylesine görkemli bir makinenin önünde unutulmuş olması ona tuhaf gelmedi.
Tam tersine, şansının sonunda döndüğünü düşündü.
Sandığı açtı, içindekileri çantasına doldurdu ve ardından gözünü devin göğsündeki parlak parçaya dikti. Onu da alabilirse bir daha çalışmak zorunda kalmayacağına inanıyordu. Hançerini çıkarıp metal plakaların arasındaki boşluğu aramaya başladı. Birkaç kez uğraştıktan sonra, hançerinin ucunu göğüsteki mekanizmanın kenarına yerleştirdi.
O anda salonun içinden derin bir ses yükseldi.
Önce zeminin altından gelen bir titreşim hissetti. Ardından devin gövdesinin içinden dişlilerin birbirine geçtiği duyuldu. Göğsündeki ışık güçlendi, omuzlarından beyaz buhar yükseldi. Başını ağır ağır kaldıran makine, yüzyıllardır kapalı duran gözlerini açar gibi genç adama döndü.
Hazine avcısı olduğu yerde donakaldı.
Altın dev uyanmıştı.
Makine platformdan inerken taş zemin sarsıldı. Devasa ayağı yere değdiğinde çıkan ses, salonun duvarlarında yankılandı. Genç adam hançerini kaldırdı ama karşısındaki şeyin sıradan bir düşman olmadığını anlaması uzun sürmedi. Devin zırhına vurduğu ilk darbe, metal yüzeyde küçücük bir çizik bile oluşturmadı. Buna karşılık devin kolunu savurması, onu birkaç adım öteye fırlatmaya yetti.
Artık mesele hazine değildi. Tek istediği, bu harabeden canlı çıkmaktı.
Koridora doğru koştu. Arkasında ağır metal adımları duyuluyordu. Dev, dar geçitlerden geçerken duvarlara çarpıyor, önüne çıkan taş parçalarını eziyordu. Genç adam birkaç kez arkasına bakmaya cesaret etti. Her seferinde altın gövdenin karanlığın içinden biraz daha yaklaştığını gördü. Meşalesi elinden düştüğünde koridor neredeyse tamamen karardı. Yalnızca devin göğsündeki ışık, peşinden gelen bir kâbus gibi duvarlara vuruyordu.
Tam umudunu kaybetmek üzereyken zemindeki eski bir mekanizmayı fark etti. Üzerindeki sembolleri okuyamıyordu ama ne yapacağını düşünmek için de zamanı yoktu. Kendini yana attığı anda mekanizma tetiklendi ve tavandan ağır bir metal kapak düştü. Kapak devin omzuna çarptı. Makine sendeledi; metalin taşa sürtünmesiyle korkunç bir gürültü koptu.
Genç adam bu fırsatı kaçırmadı. Koşmaya devam etti ve sonunda harabenin girişine ulaştı. Kendini dışarı attığında soğuk hava yüzüne çarptı. Dizlerinin üzerine çöktü, nefes almaya çalıştı ve uzun süre arkasına bakamadı.
Sonunda cesaretini toplayıp karanlık girişe döndü. İçeride kimse görünmüyordu. Yalnızca derinlerden gelen boğuk mekanik sesler duyuluyordu. Altın dev peşinden gelmemişti. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi yeniden karanlığa gömülmüştü.
Genç adamın elinde birkaç altın sikke ve bir avuç değerli taş kalmıştı. Fakat o günden sonra bir daha hiçbir Dwemer harabesine aynı gözle bakmadı. Çünkü artık biliyordu: Bu yerlerde en tehlikeli şey, karanlıkta ne olduğunu görememek değildi. Asıl tehlike, gördüğün şeyin hâlâ çalışıyor olabileceğini unutmandı.
Dwemer’ler yüzyıllar önce ortadan kaybolmuştu. Neden kaybolduklarına dair pek çok teori vardı, ancak geride bıraktıkları makineler onların yokluğunu umursamıyor gibiydi. Bazıları hâlâ koridorlarda devriye geziyor, bazıları eski düzenekleri çalıştırıyor, bazılarıysa kendilerine verilen görevi yerine getirmek için bir sonraki davetsiz misafiri bekliyordu.
Belki de altın devin hikâyesindeki en ürkütücü ayrıntı buydu. Onu yapan ustalar çoktan yok olmuştu ama eserleri hâlâ emirlerini yerine getiriyordu. Zaman, Dwemer şehirlerini yıkmış; toz, taşları ve makineleri örtmüştü. Fakat hiçbir şey onların yarattığı gücü bütünüyle susturamamıştı.
Skyrim’in derinliklerinde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen sayısız harabe var. Bir gün başka bir maceracı da karanlık bir salona girecek, taş bir platformun üzerinde altın gibi parlayan devasa bir gövde görecek ve bunun yalnızca eski bir heykel olduğunu düşünecek.
Sonra bir dişli dönecek.
Ve Skyrim’in yeraltındaki sessizliği bir kez daha bozulacak.
Editör notu: Bu metin, Skyrim’in Dwemer uygarlığı ve mekanik muhafızlarından esinlenen özgün bir kurgu öyküsüdür; oyunda birebir bu adla geçen doğrulanmış bir görev anlatısı değildir.
Kaynak