Before We Go (Gece Bitmeden) İzlemeli miyim? #20


Yanımızdan koşarak geçip giden kaç insanla sahiden göz göze gelebiliyoruz? Kaçının hayatına ufakta olsa bir dokunuş yapabiliyoruz? Hatta kaçıyla tanışma fırsatımız oluyor? Kader dediğimiz o görünmez ağ, doğru zamanda en doğru yerde olmamız ve yere düşen bir telefonu, telaşlı sahibine geri vermemiz için elinden geleni yapıyordur, kim bilir? Belki de bu hayatımızda ilk defa yanımızdan geçip gidecek olan insanla sahiden göz göze gelebileceğimiz o eşsiz anlardan bir tanesidir.

Nick her şeyden habersiz bir şekilde trompetini çalarken bir çarpma sesi duyar. Brooke’un trene yetişmeye çalışırken telefonunu düşürmesinin ikisinin de hayatını tümden değiştirebileceği ihtimali ne Nick’in ne de Brooke’un aklının ucundan dahi geçmez. İnsanın hayatını değiştirecek anlar, işte bu küçük anlarda gizlidir. Ve hikâyemiz bu noktadan sonra hiç ummadığımız bir şekilde gelişmeye başlar.

Hem yönetmenliğini yapan hem de Nick rolü ile karşımıza çıkan Chris Evans’a Alice, Eve Brooke rolü ile eşlik ediyor. Çantasını çaldıran, aynı zamanda telefonunu da kırmış olan Brooke, bir sonraki trene kadar ne yapacağını düşünürken, Nick ile Manhattan sokaklarında yeni bir maceraya atılıyor

Nick’in Brooke’a sorduğu bu soru adeta seyircinin de kendi kendine cevap vermek isteyeceği bir soru niteliğinde. Hangimiz bir maceraya hayır deriz ki, değil mi?

Olaylara bakış açımız zamanın da işleyişini değiştirebilecek güce sahiptir. En mutlu olduğumuz anlarda zaman hızla akarken, korktuğumuz ya da gergin olduğumuz vakitler en yavaş geçen anlardır. Oysaki bazı anlar vardır ki en talihsiz olduğumuzu düşündüğümüz an aslında kaderimizin değişeceği ve zamanın durmasını isteyeceğimiz andır. Bir gecenin, nasıl dolu dolu geçen bir ömre bedel olduğunu iliklerimize kadar hissedeceğimiz bu filmde, bir taraftan güneşin doğmamasını isterken, bir taraftan ise sonunda neler olacağını dört gözle bekleyeceğiz.

O gece saatler 1.30’u gösterirken kaçan trenin ardından Brooke’un tek istediği bu şehirden kaçıp evine geri dönmekti. Nick’in ise geçmişindeki soru işaretleri ile boğuşurken tek düşünebildiği, filmin başında arkadaşının göndermiş olduğu mesajdaki yere gidip gitmemekti.

Bazen ne yapmamız gerektiğini bilemediğimiz anlar olur. Evrenle aynı dili konuşamadığımız için ondan bize bir işaret vermesini isteriz.

Peki bu işareti görebilecek cesaretimiz var mıdır?

Belki de bu film sizin dikkatinizi çekmiş olan ‘yere düşen telefondur’.

Kim bilir ?