Folies-Bergère'de Bir Bar Tasviri

1882 yılında Fransız ressam Édouard Manet tarafından resmedilen "Folies-Bergère'de Bir Bar" isimli tabloyu yorumluyorum.

Tablonun isminden de anlaşılacağı üzere karşımızda gece kulübünden bir sahne yer alıyor. Ancak ilk bakışta daha çok bir opera salonu olabileceğini de düşündürüyor çünkü barmaidin omuz hizasında yer alan kadının elindeki dürbün ile bir oyunu veyahut bir sanatçıyı izliyor olabileceği akla geliyor. Mekânın çarpıcı tasvirinde, seçkin kategorisine dahil edilebilecek özelliklerle dolu olan bir barda cemiyetin son derece şık kimselerinin bir araya geldiği, belki bir hafta sonu akşamını sohbet, muhabbet, içki ve eğlenceyle taçlandırmak istemiş olabilecekleri görülüyor. Tablodaki kadınların son derece şık eldivenleri, fırfırlı elbiseleri, şekillendirilmiş saçlarıyla kadehlerini yudumlarken; bayların jilet takımlarıyla göze çarptıkları betimleniyor. Kalabalıkta dikkati çeken ortak unsurun, her iki cinsiyetin de farklı modellerde kullandıkları şapkalar olduğu dikkati çekiyor. Bu obje, sosyetenin vazgeçilmez bir aksesuarı olabileceği gibi; mevkilerinin, ekonomik durumlarının bir yansıması da pekâlâ olabilir. Arkası bize dönükmüş gibi duran garsonun farklı tarzda bir elbise giymesi ve şapka takmıyor olması bunun bir açıklaması olarak kabul edilebilir.

Lüks unsurlarının her bir yandan parladığı, tablonun alt kısmında yer alan yiyecek, içeceklerden, cam kâse ve aksesuarlardan; üst tarafta bulunan avizelerden ve tezgâhın mermerinden yükselen şaşaa ile yakalanıyor. Dikkatli bakınca arka plandan yükselen çatal-kaşık sesleri, cam kadehlerin tokuşturulması, avizenin göz alan ışığının ortama kattığı canlılık ve parlaklık, kadınların şuh kahkahaları, erkeklerin tok gülüşleri, çeşitli sohbet konuları, kalabalığın yarattığı uğultu seçilebiliyor. Tüm bu ışıltı arasında en çarpıcı detay, yüzü bize dönük olan barmaidin bakışlarında saklanıyor. Sırt kısmının yansıdığı aynadan gözlenebilen görkemli hayata arkası dönükmüş gibi tasvir edilen kadın, ressamın tablonun merkezinde yakaladığı illüzyonun bir parçası haline geliyor. İlk bakışta, barmaidin ortamın ambiyansı gereği son derece şık giyindiği göze çarpıyor. Bir içki siparişini almak üzereymiş gibi durduğu görülürken; bu şatafata, bu şatafatın parçası olan spesifik bir kişiye karşı olduğu gösterilmek istendiği için de böyle konumlandırılmış olabileceği düşünülüyor.

Aynı zamanda duruşuna bir çeşit bıkkınlık, dargınlık da eşlik ediyor sanki: Daha fazla çabalamak istemiyor; yorulmuş, sıkılmış, etrafında olup bitenleri umursamayacak kadar kayıtsız bir halde mermer tezgâha yaslanmış; bir şeylerin değişmesini dalgınca hayal ediyor gibi. Aynadaki yansımadan önündeki beyefendiye doğru eğildiği anlaşılıyorken; gerçekte adamın durması gereken noktada bir silüetin olmadığı, kadının ise daha dik durduğu görülüyor. Bu durum, adamın bir hayal ürünü olabileceğini veya kadının yüzleşmek istediği bir senaryonun canlandırması olabileceğini akla getiriyor. Bunun yanı sıra, adamla kurduğu iletişim gerçeğin ta kendisi olabilirken; kadının, bulunduğu konumdan uzakta olmayı düşlediği de tahminler arasında yer alıyor.

Tablonun asıl çarpıcılığı, gerçek-hayal yanılsamasının nezdinde, kadının bakışlarındaki kararsız, soru işaretleriyle dolu anlatımda can buluyor. En başta, “Ben ne yapıyorum, bunun sonu nereye varacak…” tarzında derin bir konunun aklını meşgul ettiği fikri akla geliyor. Belki gelecek zamanın belirsizliği, kaygısı ve endişesi hayatını sorgulatıyor; belki de geçim sıkıntısını dert ederek kendine, hayata veya kadere kızıyor. Tüm bunların ötesinde söz konusu meselenin, gönül ilişkisiyle bir alakası olduğu da ihtimaller dahilinde bulunuyor: Soylu bir aile mensubuna duyduğu sevginin, onunla olmak için yeterli görülen bir sebep olmayışı kalbini kırıyor veyahut herkesten gizli görüştüğü evli bir adama karşı hissettikleri, onu eşiyle gördükten sonra bazı gerçekleri sindirmek için yetmiyor. Belki de tablonun köşesine resmedilen beyefendi bu hikâyenin öznesi konumunda yer alıyordur, kim bilir... Sokağın sonu nereye çıkarsa çıksın, kadının yalnızlık hali ve aidiyet duygusundan yoksun olmanın verdiği sorgulama gözlerinin dalgınlığından buram buram hissedilebiliyor.