Hadi çay koy, çok üşüdüm.
Hadi çay koy, çok üşüdüm.
''Bir evi, bir şehri değerli kılan her daim yanındaki insanlardır'' Mantığı ile büyümüş insanların; yapayalnız kurduğu evi ve yalnızlığıyla baş başa gezip dolaştığı o şehri.
Yani kendi başlarının çaresine bakmayı öğrenen fiyakalı yalnızlar.
Sıcacık havada buz gibi denizin tadını en yakınlarıyla değil de tek başına çıkarmayı zor da olsa öğrenmiş, belki de bir kış günü eve geldiğinde ''Hadi çay koy, çok üşüdüm.'' bile diyemeyecek kadar yalnızlığı tatmış insanlardan bahsediyorum. Çoğu insanın normali olan hatta en ufak rutinler olarak görülen şeylerden.
Bazen bir ekmeğin tadının aslında yanındakinde gizli olduğunu anladıkları o dönemlerden. Dinlediği müziklerle gönül bağı kurmuş, onları bir dost sıcaklığı ile kucaklamış insanlardan.
Bu yazı,gurbette verdiği büyük sınavları olanlara, kendi evinde bile 'gerçekten evinde' değilmiş gibi hissedenlere ve de yalnızlığı istyerek seçmeyenlere...
Barış Manço bir şarkısında, ''O sıcak evimiz artık buz gibi'' diyor. Bu şarkı aslında bambaşka bir anlamla yazılmış olsa da bu konuya nasıl da tam oturuyor böyle!
Bir vakit evinde, zihninde bir sürü sesin eksik olmadığı şimdilerde, duvarların yankısı bile temkinli. Giden herkes, evden bir eşya değil de bir mevsim götürmüş gibi. Bir zamanlar üst üste konuşulan cümlelerin yerinde şimdi yarım bırakılmış düşünceler var. Kimse “üşüdün mü?” diye sormaz, kimse “biraz daha kal” demez.
İnsan kendi kendine çay koymayı öğrenir de, o çayın buharına bakıp dalmayı da öğrenir. Çünkü bazı akşamlar insanın karşısında bir sandalye değil, bir eksiklik oturur.
Seçilmemiş yalnızlık en çok geceleri konuşur. Gündüzün telaşı kandırır insanı.
Artık kapıyı kilitlerken iki kez bakar. Belki biri gelir diye değil; bir gün kendileri de gitmesin diye.
Ve o soğuk evler…
Belki de gerçekten soğuk değildir.
Belki insan, içindeki boşluğu ısıtamayınca duvarları suçluyordur.
Ama şunu da bilirler:
Bir gün hakedilmiş bir çay iki bardak olursa, o ev yeniden ısınmayı hatırlayacaktır.