Hafta Sonu Kısa Bir Soluk İçin: The Holiday

“Sanırım aşk hakkında herkesin düşünmesi gerekenden daha fazla düşünüyorum."

“Sanırım aşk hakkında herkesin düşünmesi gerekenden daha fazla düşünüyorum. Hayatlarımızı değiştirme ve tanımlama konusundaki saf gücüne sürekli hayran kalıyorum."


The Holiday, Türkçesiyle Tatil, Nancy Meyers'in yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği 2006 yapımı romantik komedi filmidir. Bruce A. Block'un ortak yapımcılığını üstlendiği film, hem Kaliforniya'da hem de İngiltere'de çekildi ve Kate Winslet ile Cameron Diaz, Atlantik Okyanusu'nun karşı kıyılarından gelen, Noel'den ve Noel sırasındaki kalp kırıklığından kaçmak için bir ev değişimi ayarlayan, aşk acısı çeken iki kadın olan Iris ve Amanda'yı canlandırdılar.

Bu filmi izlemeye karar vermemin en büyük sebebi başrol oyuncularının Kate Winslet ve Cameron Diaz'ın olmasıydı. Oyunculuklarını sevdiğim bu iki kişinin neredeyse tüm filmlerini izlemiş olsam da bunu gözden kaçırmış olmak beni üzdüğü için bir an önce izlemeye ve düşüncelerimi de sizlerle paylaşmaya karar verdim.

The Holiday'in prömiyeri 29 Kasım 2006'da New York City'de yapıldı ve 8 Aralık 2006'da Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'nde sinemalarda gösterime girdi. 85 milyon dolarlık bir bütçeye karşılık dünya çapında 205 milyon doların üzerinde hasılat elde etti.

Film karışık eleştiriler aldı; eleştirmenler görsel tasarımını ve oyuncu kadrosunun performanslarını överken olay örgüsünü öngörülebilir olarak değerlendirdi. Eleştirmenlerin olay örgüsünü öngörülebilir olarak yorumlarını ben de haklı buluyorum ama film zaten romantik komedi olduğu için tam olarak ne beklediklerini de anlayamadım maalesef. Bu tarz filmlerin amacının bizi rahatlatmak, bir süreliğine olsun günlük hayatın koşuşturmacasından ve stresinden uzaklaştırmak olduğu düşünülürse amacına ulaşılmış bir film olduğunu düşünüyorum. 

Filmin konusu ise kısaca şu şekilde: Londra'daki Daily Telegraph gazetesinde sosyete köşe yazarı olan Iris Simpkins, eski erkek arkadaşı Jasper Bloom'a takıntılı bir şekilde âşıktır; Onu aldatmasına ve şu anda bir ilişkisi olmasına rağmen Jasper, Iris'i 'arkadaş olarak kalma' kisvesi altında yakın tutuyor olduğunu görüyoruz. Jasper Bloom, partide evleneceği duyurduğunda ise her şeye dair ümidi olan Iris'in bütün hayalleri yıkılır ve kendini bir süre eve kapatır, her şeyden uzaklaşmak ister. 

Diğer tarafta da Los Angeles'ta bir film fragmanı şirketinin sahibi olan Amanda Woods, film bestecisi erkek arkadaşı Ethan tarafından aldatıldıktan sonra onu evden kovar ve bu süre içerisinde kendisine biraz zaman ayırmasını gerektiğini düşünerek bir tatile çıkmaya karar verir. Bu arada Amanda'nın son hazırladığı reklam filminde Confessions of a Teenage Drama Queen'in yıldızı Lindsay Lohan ve Theo James'i görmek sürpriz oldu. Lindsay Lohan'ın sesini duyduğumda oldukça şaşırdığımı söyleyebilirim. Konuyu geri dönecek olursak, bir ev takası sitesinde Iris'in evini gören Amanda, ona mesaj atar ve ikisi, ertesi günden itibaren iki hafta boyunca ev değiştirme konusunda anlaşırlar.

Iris, Amanda'nın büyük evine mutlu bir şekilde yerleşir ancak Amanda için aynı şey geçerli değildir, sessiz İngiliz taşra yaşamına alışmakta güçlük çeker ve ertesi gün eve dönmeye karar verir. O gece, Iris'in kardeşi Graham, yerel barda çok fazla içtikten sonra uğrar ve geceyi kardeşinde geçirmek ister ancak beklenmedik ve hızlı bir şekilde birbirine ısınan ikili o gece birlikte olurlar ve Amanda her ne kadar bunun kısa süreceğini bilse de Graham'dan ayrılamaz ve görüşmeye devam ederler. 

Iris, Amanda'nın yaşlı komşusu, Hollywood'un Altın Çağı'ndan Oscar ödüllü senarist Arthur Abbott ile tanışır. Akşam yemeğinde Iris, Jasper'la yaşadığı sorunları anlatır ve Arthur ona "kendi hayatının başrol oyuncusu" olabilmesi için The Lady Eve gibi güçlü kadın karakterlerin yer aldığı klasik filmlerden oluşan uzun bir liste verir. Iris de Arthur'un şerefine düzenlenen Amerika Yazarlar Birliği galasına hazırlanmasına yardım ederek onun nezaketine karşılık veriyor. Bu arada Iris, Ethan'ın aktris adayı Maggie ile çıkan meslektaşı Miles ile arkadaş olur. Maggie'yi başka bir adamla yakalayan Iris ve Miles, benzer sorunları nedeniyle yakınlaşır ve Noel arifesinde birlikte akşam yemeği yerler. Bu ikili de kısa bir süre içinde oldukça iyi anlaşırlar.

Bundan sonrasını spoilerlı bir şekilde kısaca anlatacağım, aslında eleştirmenlerin de dediği gibi oldukça tahmin edilebilir bir senaryosu var ama yine de ben uyarıyı koyayım dedim. 

Amanda ve Graham yakınlaşır, ancak kendisinin hayatındaki birçok kadından biri olduğuna inanır. Bir akşam evinde onu şaşırtan Amanda, onun Sophie ve Olivia adında iki küçük kızı olan bir dul olduğunu keşfeder. Yeni romantik partnerlerine kızlarından asla bahsetmediğini, çünkü hayatını bölümlere ayırmanın, çalışan bekar bir baba olmanın getirdiği ağır sorumlulukla başa çıkmasına yardımcı olduğunu ve ilişki kesinlikle düzelmedikçe kızların hayatına bir kadın getirmek istemediğini açıklıyor. 

Graham ve Amanda her ne kadar birbirlerinden ayrılmak istemeseler de tatilin sonu yaklaşıyordur bu ayrılık eninde sonunda gerçekleşecektir. Graham, Amanda'ya ona âşık olduğunu söyler ve o bu duyguya karşılık vermediğini söylese de, karamsar bir şekilde uzun mesafeli bir ilişkiyi yürütmeyi denemeyi kabul ederler. Amanda, havaalanına giderken yıllardır ilk kez ağlıyor ve kulübeye geri döndüğünde Graham'ı da benzer şekilde gözyaşları içinde buluyor; Yılbaşı gecesini kızlarıyla birlikte geçirmeye karar veriyorlar.

Yılbaşı gecesinde Iris, Amanda, Miles, Graham, Sophie ve Olivia, Graham'ın evinde mutlu bir şekilde kutlama yaparlar.

Hafta sonu tesadüfen izlediğim bu film, kalbimi sıcacık etti. Sanırım, bu filmi yılbaşında izlemek daha uygun olabilirdi ama böyle bir zamanda da izlediğim için pişman olmadım çünkü uzun zaman sonra izlediğim en iyi filmlerdendi. Yaşamın bu kadar içinden ve aslında tesadüflerin hayatımızı ne yönle etkileyeceği, küçücük bir şeyin veya düşüncenin bile hayatımızı nasıl değiştireceğini gösteriyor. Romantik komedi olması sebebiyle tabii ki tesadüflere çok fazla yer verilmiş, belki de gerçek hayatta rastlayamayacağımızın farkında olduğumuz şeyler de olduğunu görüyoruz ama yine de o kadar içine çekiyor ki bunları tamamen göz ardı ediyoruz. 

Doğruyu söylemek gerekirse Iris bana Amanda'dan daha fazla anlaşılabilir bir karakter hissi verdi ya da ben onu kendimle bu kadar bağdaştırdığım için bu şekilde hissetmişimdir ve yine belki de karakterleri aslında kendi içimde bulduğum için bu kadar sevmişimdir.

Amanda bana Iris'ten daha uzak bir karakter gibi gelse de kendini Graham'a açtığında ve sorunlarından bahsettiğinde ona da ısındım. 

Klişe kısımlar olsa da filmin sıcaklığı, sakinliği ve birkaç saatliğine de olsa hayatın yorucu akışından uzaklaştırması sayesinde favori filmlerim arasına girdi. Üzerimden tüm yorgunluğumu aldığını ve gece beni rahat bir uykuya uğurladığını bile söyleyebilirim. Sakin bir film olması sebebiyle adrenalin seviyeniz hiç yükselmiyor ve ah evet, eğer çok yoğun bir gün geçirdiyseniz sizi sürenin yarısında uykuya daldıracak olan bir film. Dediğim gibi resmen sizi dinlendirecek olan, birkaç saatliğine gerçeklikten uzaklaştıracak olan bir film. 

Filmin genel olarak sakin olan havasıyla birlikte yer yer komedi unsurlarının olması da benim hoşuma gitti. Karakterlerin bazı davranışları, yaptıklarının onları komik duruma düşürmesi aslında günlük hayatımızda sık sık başımıza gelen olaylar olduğu için bunlar da yine beni filme yaklaştıran unsurlar oldu. 

Filmde özellikle hoşuma giden bir sahne ise, Amanda ve Graham'ın çocukları Sophie ve Olivia ile birlikte çadırın içinde uzanıp çadırın tepesindeki yıldızları izledikleri sahneydi. Çok huzurlu hissettiğimi söyleyebilirim. Diğer bir hoşuma giden sahne ise filmin ortalarında Iris'in abisini aradığı zaman aynı zamanda Amanda'nın Iris'i araması ve Iris'in ikisinin arasında kalmasını, onlara laf yetiştirmeye çalışmasını izlemekte oldukça keyifliydi. 

Fakat aksiyonlu, adrenalini yüksek tutan filmleri seviyorsanız maalesef bu film sizi biraz sıkabilir ve yarısında bırakmanıza sebep olabilir ama eğer ben zaten böyle sakin filmlerin insanıyım diyorsanız o zaman tam size göre.

Eğer bu yazıyı yılbaşına yakın bir zamanda okuyorsanız, yılbaşına birkaç gün kala ya da henüz ocak ayındayken izleyebilirsiniz. Tabii yılın bu zaman dilimine yakın değilseniz de üzerinize kalın ve sıcacık tutacak bir battaniye, yanınıza sıcak çikolata alabileceğiniz bir hafta sonu da olabilir ya da. Hayatın fazla hızlı gittiğini hissettiğiniz bir dönemde de izlerseniz bu filmle zamana tutunabilirsiniz.