Odysseus’un Uzun Yolculuğu: Odysseia Destanı Üzerine Epik Bir Anlatı
Bazı yolculuklar eve değil, insanın kendisiyle yüzleşmesine çıkar; Odysseus’un öyküsü tam olarak bunu anlatır.
Deniz, Odysseus’un kaderini yazan ilk kalemdir. Truva Savaşı’nın dumanı henüz gökyüzünden silinmemişken, gemiler rüzgârla birlikte eve dönme umudunu taşır. Ama Odysseus için eve dönüş, bir rota değil; bir sınavdır. Onun yolculuğu haritalarla ölçülmez, çünkü her durak bir iç kırılma, her dalga bir hatırlatmadır: Tanrılar unutmaz, kibir affedilmez.
Odysseus’u diğer kahramanlardan ayıran şey yalnızca kılıcı değil, zihnidir. O, gücü kadar zekâsıyla da tanınır. Truva Atı’nın sessiz karanlığında, zaferin tohumu çoktan atılmıştır. Ancak bu zafer, Poseidon’un öfkesini de uyandırır. Tek bir isim, tek bir böbürlenme, denizlerin tanrısını karşısına almasına yeter. İşte o an, yolculuk bir eve dönüşten çıkar; yıllara yayılan bir sürgüne dönüşür.
Denizler boyunca Odysseus’un karşısına çıkan her figür, aslında insan olmanın başka bir yüzüdür. Kiklop Polyphemos, kör gücün ve kontrolsüz öfkenin simgesidir. Kirke, arzunun ve unutmanın büyüsünü taşır. Kalypso ise zamanın askıya alındığı, konforlu ama ruhu çürüten bir hapishanedir. Odysseus her seferinde kalabilir. Her seferinde vazgeçebilir. Ama kalmak, eve dönmemektir; vazgeçmek ise kendini kaybetmek.
Bu yolculuk yalnızca denizlerde yaşanmaz. Odysseus’un asıl savaşı, geceleri zihninde kopar. Kim olduğunu, kim olmaya devam etmek istediğini sorgular. Bir kahraman olarak yola çıkmışken, yorgun bir adam olarak devam eder. Tanrılarla pazarlık yapar, kaderle inatlaşır, ama en çok da kendi sabrıyla yüzleşir. Çünkü zaman uzadıkça, insanın içindeki ses daha gür çıkar.
İthaka’da ise Penelope bekler. Sessizce, inatla, kimliğini çözmeye çalışan taliplere karşı sabrını bir zırh gibi kuşanarak. Odysseus’un yokluğu, evin içini dolduran bir boşluğa dönüşür. Bu bekleyiş, destanın en güçlü yanlarından biridir; çünkü burada kahramanlık, savaşmak değil, bekleyebilmektir.
Odysseus sonunda döndüğünde, kimse onu tanımaz. Çünkü eve dönen adam, giden adam değildir. Yıllar, tanrılar ve denizler onu dönüştürmüştür. Odysseia’nın asıl trajedisi de burada yatar: Eve dönmek, her zaman ait hissetmek anlamına gelmez. Eve dönüş, bazen geçmişle yüzleşmek demektir.
Odysseus’un hikâyesi bu yüzden hâlâ anlatılır. Çünkü bu destan yalnızca tanrılar ve kahramanlar hakkında değildir. Bu, insanın kendine dönme çabasıdır. Kayıplar, yanılgılar, arzular ve sabırla örülmüş bir yolculuktur. Odysseia, bize şunu fısıldar: Yol ne kadar uzun olursa olsun, insan en sonunda kendine varır — ama bedelsiz asla.
KAYNAK
https://tr.wikipedia.org/wiki/Odisseia