YABANCI VE MASUM

Bu kadar gerçeklik karşısında az biraz hayal fena olmazdı sanki.

Temmuz, eline aldığı mikrofon ile masanın üzerine çıkarak, verandanın dışında sükut ile bekleyen kalabalığa seslendi:

"Sonunda beklenen an geldi, buraların en samimi, en sıcak... Hatta, arttırıyorum dünyanın en samimi, en sıcak mekanı bu geceki açılışını yapıyor. Hazır mısınız?"

Kalabalıktan gelen boğuk bir onaylama ile tepegözün ekrana geri sayımı yansıtması bir oldu. Üç-iki-bir... Uçan balonlar havada süzülmeye, mekanın ışıkları dans etmeye başladı. Kapıların açılmasıyla herkes mekanın sahibiydi artık. Herkes, kendi içkisini kendi alıp, kendi adisyonunu kendi yazdı. Kimi yemeklere yardım için mutfağa girdi, kimi günah çıkarmak için tanımadığı birini günah çıkarma odasına sürükledi. Herkes bir yana dağılmış, mutluluklarını birbirleri ile paylaşıyordu.

Temmuz resmen kendinden geçmişti. Sürekli içiyor, dans ediyor, bir yandan da servise yardımcı oluyordu. Nasılsa iş saatinde çalışanlara içmek yasak diye bir kural yoktu. Zaten hemen hemen herkes kendi servisini sağladığı için pek bir iş de kalmıyordu. Bu yüzden Temmuz da gönül rahatlığı ile eğlenebiliyordu. Mekan, Deniz'in diye değil, cidden böyle olması istendiği için böyleydi.

Temmuz, buraya gelmekle çok doğru bir karar verdiğini düşünerek eline aldığı birkaç boş bardakla birlikte kendi boşalan bardağını da doldurmak için mutfağa doğru ilerledi. Boşları lavabonun içine bıraktıktan sonra, kendi içkisini tazelemek üzere cadı kazanı adını koydukları tastan içkisini de aldı. Eline aldığı bardağını kafasına dikerek çıkarken, karanlıkta birine çarptı. Verandadan içeri sızan turuncu ışıkla yüzünün yarısı aydınlanan, ışığın etkisi ile alev saçan yeşil gözleri gördü. Sanki, bir ejderhanın ateş saçması gibiydi gözlerinde gördüğü. Sadece bir anlıktı. Kısık bir pardon sesi ile kendine gelen Temmuz, dans ede ede mutfaktan çıkıp, verandada toplaşıp, dans eden kalabalık gruba karıştı. Hiçbir şekilde ritim duygusu bulunmayan Temmuz, saçlarını bir o yana bir bu yana sallarken, alkolün de etkisi ile başı dönmüş olacak ki olduğu yerde yığıldı, kaldı. O gözleri kapalı bir şekilde verandanın bir köşesine kafasını yaslamış yarı baygınken, müzik devam ediyor, insanlar dans ediyor, oyunlar oynuyorlardı. Gerçek bir hayat gibiydi, diye geçirdi içinden. Ne olursa olsun, düşsen bile, hayat etrafında bu şekilde akıp gidiyor. Senin tek yapman gereken ise bir şekilde o akıp geçeni yakalamak ki tekrar ayağa kalkabilesin... Temmuz'un o an yakalayabildiği tek şey alev saçan bir çift göz oldu, gözlerine ışık tutulmuşçasına kamaşıyordu. Gözlerini ovalayarak, ejderha göz diye sayıklayıp, ayağa kalktı.

Yavaş yavaş, müziği ve ritmi tekrar hissetmeye başlamıştı. İçinden kafasını bir daha o kadar sallamaması gerektiğini kendine hatırlatarak kendine güldü. Kalabalığı yararak, usulca sahile doğru yürümeye başladı. Gecenin karanlığında, ay ışığının etkisi ile kendini bir Tanrıça gibi hissediyordu. Bu anı değerlendirmesi gerektiğini düşünerek, kendine verdiği "Hadi, Temmuz! Bunu yapabilirsin..." telkini ile yavaş yavaş yürümeye başladı. Her zaman yaptığı gibi kayıtsızca üstüne geçirdiği beyaz elbisesinin askılarının omuzlarından düşmesine izin verdi. Şimdi ayışığı ile arasında hiçbir engel kalmamıştı. Çırılçıplaktı... Kendini kumların üzerine atıp, ay ışığının tadını çıkardı. Sanki, bedeninden yukarı çıkan ışıltılar vardı. Sihir gibiydi. Sadece onun gördüğü bir sihir... Güneşten iyice kavrulmuş olan teni ve ayışığının aşkıydı... Usulca ayağa kalkıp, denizin karanlığına doğru yürümeye başladı. Bileklerine çarpan soğuk su ürpermesine neden oluyordu. Suyun vücudunda yarattığı titreme ile ayışığının denizde yarattığı yansıma sihrin gerçek olduğunu hissettiyordu. Dalgalar yavaş yavaş vücüdunu içine alıyordu. Yaşadığı duyguyu tarif edemez haldeydi. Sanki daha önce hiç bu kadar özgür hissetmemişti.

Dalgalar onu yuttukça, ürperiyordu. Artık zamanı diye içinden geçirip, üçten geriye saymaya başladı. Tam kendini suyun kollarına bırakacaktı ki birisi omzundan yakaladığı gibi, onu kendisine doğru çevirdi ve söylenmeye başladı:

"Ne yapıyorsun, sen? Delirdin mi?"

Temmuz, sanki transa girmiş gibiydi. Ne olduğuna anlam veremeden kalakalmıştı. Yaşadığı şaşkınlığın geçmesi ile sesinin çıkmadığının farkında olmadan "Ejderha göz" diye fısıldadı. Ardından haykırırcasına, cevap verdi:

"Asıl sen ne yapıyorsun?"

Kısa bir sessizlikten sonra Temmuz'un ejderha göz dediği adam, Temmuz'un çıplak olduğunu fark edip, gözlerini kapatarak Temmuz'a karşılık verdi:

"Seni kurtarıyorum."

Bu iki kelimeyi duyan Temmuz, gülme krizine girmişti. Kahkahalarla gülerek onu neden kurtardığını sordu ve aldığı cevap üzerine daha da çok gülmeye başladı çünkü,adam onu kendinden kurtarıyormuş, Temmuz intihar etmek üzereymiş.

Temmuz gülmekten yorulmuştu artık. Durumu anlatıp tüm fantezisini bozduğu için onun da kendisi ile aynı Temmuz'un yaptığı gibi soyunarak suya girmesini istedi. Adamın şoku karanlıkta bile belli oluyordu. Fakat buna rağmen, sanki hipnoz olmuşçasına soyundu ve koşup Temmuz'un elini tuttu. Birlikte üçten geriye doğru sayarak, suyun altına daldılar. Nefes almak için kafalarını suyun üstüne çıkardıklarında kahkahalar ile gülmeye başladılar. İşte, bu iki insanın tanışması bu şekilde gerçekleşmişti. Anne karnından çıkan bir çocuk kadar dünyaya yabancı fakat bir o kadar da masum, çırılçıplak...