Kendini Bil

Gerçek erdem, kendini bilmekle başlar.

Sınırlar çizmekte neden bu kadar kötüyüz? Kendimiz için dik durmak, doğru hissettirmeyen şeyleri kabul etmemek, yalnız kalmamak için yanlış ilişkiler kurmamak, onaylanma ve beğenilme ihtiyacımız yüzünden kendimize çarpık karakterler yaratmamak. Bütün bunlar aslında artık yetişkin hayatımızda zorlanmamıza gerek kalmayan durumlar olmalı diye düşünüyorum.

Kendimiz için ‘’hayır’’ diyebilmek artık dilimizde bir iğne varmış gibi hissettirmemeli. Dik duruşun bu kadar pahalı ve zorla elde edilebilir olması beni çok rahatsız ediyor. Kendimizi tanımıyor, bilmiyor, sadece -mış gibi yapıyoruz. Doğrularımızı aslında sadece -farkında bile olmadan ve hatta inkâr ederek- başkalarının düşüncelerine göre şekillendiriyoruz. Annemizin, babamızın, arkadaşımızın, sevgilimizin, öğretmenimizin.

Bunu görmek o kadar zor ki çünkü aslında farkındalık sahibi olduğumuzu zannederken, düşüncelerimizin ve eylemlerimizin sosyal korkulardan beslendiğini kabul edemiyoruz.  

‘’Ya seni bu hâlinle, olduğun gibi kabul etmezlerse? Ya gerçek tepkini gösterirsen, bundan hoşlanmaz ve seni terk ederlerse? Gerçek olan, en derindeki duygularını anlamaz ve seni yargılarlarsa?’’ 

Bütün bunları yaşamaktansa en az riskli olanı tercih ediyoruz, herkesin hoşuna gidebilecek ve bizi sevebilecekleri sahte bir persona yaratıyoruz. Travma zincirlerini kırdığımızı zannediyoruz halbuki sadece yeni bir halka ekliyoruz o zincirlere. Kendimizi tanımak, gerçek tepkilerimizi, duygu ve düşüncelerimizi keşfetmek bir yılanın derisini değiştirmesi gibi geliyor bana. Hem çok zorluyor bütün bunları aramak, taramak, bulmak ve kabul etmek hem de başardıktan sonra geri dönüp bakınca kendine ait olmayan ne çok şey varmış diye düşünüyor insan.  

Bazen ucunu tutmaktan korktuğun, karanlığa doğru giden o ipi tutup, gerçek aydınlığa çıkmalı. Ve aydınlığa giderken de elleriyle karanlık koridorların duvarlarını hissetmeli ki bütün o deneyim sadece kişinin olsun. İnsan bilmediğinden, tanımadığından korkar. Nosce te ipsum.