Adalet Ağaoğlu’nun Yüksek Gerilim Öyküsü Üzerinden Zihinsel İmgelerin Doğadaki Yansımaları

İnsan ve doğa arasındaki tek taraflı çatışmalara Adalet Ağaoğlu’nun Yüksek Gerilim öyküsü üzerinden ekoeleştirel bir yaklaşım.

Doğanın insan zihnindeki konumu, yaradılışımızın doğasından gelen hâkimiyet, hırs ve çıkarcılık gibi çevreye zarar verebilme potansiyeli taşıyan duyguların kontrolsüzlüğü sonucunda olması gerektiğinden farklı bir şekilde imgelenebilir. Dış dünyanın kişinin zihnindeki temsili bu şekilde hâkimiyeti olmayan bir nefsin eseri ile oluştuğunda insan kendisinde doğaya ve hayvanlara hükmedebilme hakkını görür. Doğadaki işleyişe yıkıcı davranışlarda bulunan ve yaptıkları eylemleri inkâr eden gaeafobik insanlar (Topcu), doğanın işleyişine müdahale etmekle kalmayıp çevre üzerinde tahakküm kurarak toplumdaki sosyal düzende de en üst tabakalarda yer almayı başarabilmişlerdir. Yüksek Gerilim öyküsünün ana karakteri olan Kadir Çiçek’in ailesi ile birlikte yaşadığı pamuk tarlası yakınlarındaki ovaya döşenen kanalet için iş başında olan fabrika patronları ve devleti temsil eden yetkililerin yer aldığı bu tabaka, öykünün sadece ekoeleştirel bir gözle değil; sosyal ve ekonomik gerçekleri yansıttığı bilinciyle de okunması gerektiğini gösterir.

Dört Temel Unsurun İmgelenmesi

Geçmişten beri pek çok yazar tarafından farklı şekillerde tanımlanmaya çalışılan imge kavramı, en genel şekliyle gerçeğin aynısı olmayan ancak duyu organlarıyla algılanan gerçekliğin zihindeki düşüncesel izleri olarak yorumlanabilir (Keser). Bu tanımlamanın temelinde yatan yansıma kuramına göre insan bilinci çevresel gerçekliğin bir imgesidir. İçinde bulunduğumuz dünyadaki nesnelerin ve olayların üzerinden insan zihninde oluşan bilgi edinme süreçleri soyut düşüncelerin oluşmasıyla başlar ve bu düşüncelerin zamanla somutlaştırılmasıyla devam eder (Işıldak).

İmge doğanın bir görüntüsü ya da tasviri değil; onu algılayış biçimimiz doğrultusunda bilincimizde oluşan yansımasıdır. İnsanın algısı ise gerçek dünyanın kişinin yaşantısı ve deneyimleri doğrultusunda şekillendirilen kimi zaman gerçeklikten saptırılan bu nedenle asıl anlamını yitiren kişisel yorumlardan oluşur (Schacter). Doğanın çoğu insan tarafından kişisel çıkarlar doğrultusunda olması gerektiğinden farklı, sadece kendi amaçlarına hizmet etmesi gereken bir unsur olarak yorumlanması ve bu sorundan doğan algının zihindeki imgesi tabiata karşı yavaş şiddetin oluşmasına neden olarak zamanla yıkıcı etkilere sebebiyet vermiştir. 

Kadir Çiçek’in yaşadığı ortamda da durum böyleydi. İnsanlar su üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışarak barajlar yapmak istediler. Bitkilerin doğal dengesini hiçe sayarak ve tek pervaneli uçaklardan ilaç püskürterek tarlaların üzerini siyalon kokusu kaplattılar, havayı her geçen gün daha çok kirlettiler. Etrafı betonlaştırma eylemleri sonucunda hem hayvanların hem de bitkilerin yaşam alanı olan toprağın üzerinde söz sahibi olmaya çalıştılar (Sert). İnsanın doğanın temel elementleri ile girdiği tek taraflı bu çatışmalara rağmen doğa, ateş elementi ile bizlere sakin bir şekilde oldukça öğretici bir ders sunmuştur. Evde de hapishanede de yanan ve değişmeyen o 25 mumluk ampul bu çatışmalardan insanlığın eline hiçbir şey geçmeyeceğini göstermektedir. Bu da bize normalde yanma, ceza, güç gibi çağrışımlarda bulunan ateşin farklı bir bakış açısı doğrultusunda eğitici, farkındalık ve özen gibi kelimeler ile yeni bir algı biçimi oluşturarak aynı kelimenin zihindeki imgesinin değişebileceğine dair ilk umut izlerini işaret eder.

Yalnız Mahkûm Kadir Çiçek

İş kazalarında çoğunlukla cezalandırılan bir kişi olsa da tek suçlu o değildir. Kadir, yaşı gelmeden çalışmasına göz yumduğu kardeşi Hasan’ın kaza sırasında hayatında kaybetmesi sonucunda sigortasız işçi çalıştırması sebebiyle suçlu bulunarak hapse gönderilir. Doğayı tahrip ederek yüksek gerilim hattını döşemeye karar veren yetkililerin veya işe ara vermelerini söylemesine rağmen çalışmaların hızlı bitmesini istediği için kararında ısrarcı olmayan mühendisi masum saymak gerçekçi bir yaklaşım olmaz. İnsan elinden çıkan bütün sorunlar bastıramadığı nefsinden kaynaklanır. Öyküdeki tüm karakterlerin içinde yatan daha çok para kazanma ve güç arzusu onları hataya sürükleyerek hakikati görebilmelerine engel olmuştur ancak her zaman olduğu gibi bu durumdan en zararlı çıkan en alt tabakadakiler olmuştur.

Değişimin Gücü

Yaşadığımız olayları analiz etme ve onlara yaklaşma şeklimiz geçmişten bugüne bizi büyüten ve etrafımızda olan insanların etkisi ile gelişir ve zihnimizdeki tanımlamaları oluşturur. İyi, kötü, doğru, yanlış gibi kavramlar bu veriler aracılığı ile belirlenerek davranışlarımızın arkasındaki sebepleri gösterir. Tanımlamaların değişmesi olayların algılanış şeklinin yeniden oluşturulmasını sağlar. Dolayısıyla insan ve doğa arasındaki gerilimin durulması ancak çevrenin, bitkilerin ve hayvanların insanların zihnindeki temsilinin değişimi, yani imgelerin yeniden oluşturulmasına bağlıdır. Bu noktada ekoeleştirel bilinçle yazılan edebi eserlerin önemi tahmin edildiğinden çok daha fazladır.

Romanlar, öyküler veya şiirler insanlarla buluştuğunda kendiliğinden gelişen saf hislerle birlikte doğaçlama bir şekilde zihinde imgeler oluşturur. Yazarlar bunu direkt olarak bir ders verme amacıyla yazsalar bile edebiyatın büyüleyici güzelliği ile aktarmaya çalıştıkları değerler baskıcı ve sıkıcı bir ders olmaktan çıkar ve olayların olağan akışı içinde insanların kendiliğinden gerekli sonuçlara ulaşmasını sağlayarak farkındalık oluşturur. Adalet Ağaoğlu’nun Yüksek Gerilim öyküsü ile yaptığı tam da budur. Edebiyatın tüm güzel izlerini taşıyan satırları, konuyu ele alış biçimi, tasvirleri, kişiler ve olaylar arasında kurduğu bağlantının ustaca oluşturulması Ağaoğlu’nun anlatmaya çalıştıklarının tesadüf olmadığını gösterir.

Yaşamımızın doğadan ayrı düşünülmesi mümkün değildir. İnsanın tabiata zarar vermesinin temel sebebi olan kişisel arzuların kontrolsüzlüğü hem çevreye hem de kendisine oldukça zarar vermesine rağmen her gecenin sabahında doğan güneşle cıvıldayan kuşlar, her bahar yeniden açarak günümüzü güzelleştiren çiçekler, bakışlarıyla içimizdeki merhamet duygusunu hissettiren kediler ve köpekler, onlara çok kötü davransak da yine de sağlıklı nefes alarak yaşamamızı sağlayan ağaçlar bize doğanın dün olup biteni geride bırakarak bugüne barışla başlayalım deme şeklidir.

Geçmişimizde yanlış bir yolla şekillenen algılarımız nefsimizi yönetemediğimizde haksız davranışlarda bulunmamıza sebep olarak doğayla aramızda yüksek gerilim oluşturabilir. Bizim olayları yorumlama şeklimiz, zihnimizde oluşturduğumuz imgeler her ne kadar farklılık gösterse de hakikat hiçbir zaman değişmez ve unutulmamalıdır ki yer yüzündeki gerçekleri edebiyattan daha naif bir şekilde sunmanın başka bir yolu yoktur. Edebiyatın, doğanın zihinlerde oluşan yanlış imgelerini değiştirdiği güzel günlerin geleceği ümidiyle.


Kaynakça

Ağaoğlu, Adalet. Yüksek Gerilim. İstanbul: Remzi Kitabevi,1984.

Erhat, Azra. Mitoloji Sözlüğü. Remzi, 2003.

Estok, Simon. «Ecocriticism and Shakespeare: Reading Ecophobia .» New York: Palgrave Macmillan (2011): 1-19.

Işıldak, Suat. «Yaratmada İlk Adım: İmge ve İmgelem.» Necatibey Eğitim Fakültesi Elektronik Fen ve Matematik Eğitimi Dergisi (EFMED) (2008).

Keser, Nimet. Sanat Sözlüğü. Ütopya Yayınları, 2005.

Schacter, Daniel L. Psychology. Worth Publishers, 2011.

Sert, Hale. «Video Adı: Hece Söyleşileri Edebiyat ve Ekoeleştri Hale Sert.» Hece Yayınları ve Dergileri, 2023.

Topcu, Türkan. «Faruk Duman’ın Orman Tasvirlerinde.» (2022)