Bağlanma Kuramı ve Bağlanma Stilleri

Hayatımız boyunca farklı insanlarla bağlar kurarız. Bu bağların nasıl şekillendiğini hiç düşündünüz mü? İşte bu sorumuzun yanıtı.

Hayatımız boyunca kendimiz, ailemiz ve sosyal çevremizle farklı ilişki deneyimleri yaşar, çeşitli dinamiklerde bağlar kurarız. Bu bağlar büyük ölçüde çocukluk dönemimizde şekillenir ve bize bakım veren kişilerle olan ilişkilerimiz temelinde gelişir. Eğer çocukluk sürecinde olumsuz deneyimler veya travmalar yaşanmışsa, bu durum bireyin ilerleyen yaşlardaki iletişimini ve ilişkilerini etkileyebilir. Bağlanma, hayatımızın merkezinde yer alır ve dünyayla kurduğumuz iletişimi belirler.

1950’li ve 1960’lı yıllarda bağlanmanın yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanmasıyla gerçekleştiği düşünülmekteydi. Ancak psikolog Harry Harlow, bağlanmanın sadece beslenmeyle değil, bakım verenin sağladığı sıcaklık, sevgi ve güven duygusuyla da şekillendiğini savunmuştur.

Harlow’un Sahte Anne Deneyi

1958 yılında Harlow, rhesus maymunları üzerinde yaptığı deneyle bu görüşü test etmiştir. “Sahte Anne Deneyi” olarak bilinen çalışmada, annelerinden ayrılan yavru maymunlar iki farklı anne figürü bulunan kafeslere yerleştirilmiştir. Bu figürlerden biri yumuşak tüylü, diğeri ise sert telden yapılmış ve üzerinde biberon bulundurmaktaydı. Gözlemler sonucunda, yavru maymunların yalnızca beslenme amacıyla tel anneye yöneldiği, ancak geri kalan tüm zamanlarını yumuşak tüylü anneye sarılarak geçirdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca korkutulan yavru maymunların güvenli bir sığınak olarak tüylü anneye yöneldiği gözlemlenmiştir. Bu deney, bağlanmanın yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanmasına dayanmadığını ve duygusal güvenliğin de kritik bir rol oynadığını ortaya koymuştur.

Bu çalışmalar, İngiliz psikolog John Bowlby ve Amerikalı-Kanadalı psikolog Mary Ainsworth’un bağlanma kuramını geliştirmesine katkı sağlamıştır. Bowlby, bağlanmayı bireylerin kendileri için önemli olan kişilerle güçlü duygusal bağlar kurma eğilimi olarak tanımlamıştır. Ona göre, bu bağlanma çocuklar için hem keşif sürecinde bir güvenli üs hem de tehlike anında bir sığınak işlevi görmektedir.

Mary Ainsworth, bebeklerin bakım verenlerine bağlanma tarzlarını inceleyen çalışmalar gerçekleştirmiştir. Bu araştırmalar sonucunda çocukların üç temel bağlanma stiline sahip olduğu belirlenmiştir:

1. Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanma, çocukların bakım verenlerine güven duyduğu, kendilerini güvende ve desteklenmiş hissettikleri bir bağlanma biçimidir. Bakım veren, çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına duyarlı bir şekilde yanıt verir, ona güvenli bir keşif alanı sunar. Güvenli bağlanan çocuklar, bakım veren odadan ayrıldığında huzursuz olabilir ancak geri döndüğünde rahatlar ve çevrelerini keşfetmeye devam ederler. Bu bireyler, ilerleyen yaşlarda sağlıklı ilişkiler kurmaya yatkındır.

2. Kaçıngan Bağlanma

Kaçıngan bağlanma, bakım verenin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarsız veya mesafeli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu bağlanma stiline sahip çocuklar, bakım verenlerine karşı mesafeli olabilir, ayrıldıklarında belirgin bir tepki göstermeyebilir. Yetişkinlikte ise duygularını bastırma, derin bağlardan kaçınma ve iletişim sorunları yaşama eğiliminde olabilirler.

3. Kaygılı Bağlanma

Kaygılı bağlanma, bakım verenin tutarsız ilgisi sonucunda gelişir. Bu bağlanma stiline sahip çocuklar, bakım verenlerinden ayrıldıklarında yoğun stres yaşar ve geri döndüklerinde bile sakinleşmekte zorlanır. Yetişkinlikte ise ilişkilerinde aşırı kaygı, düşük öz değer ve sevdiklerinin duygularından şüphe duyma eğiliminde olabilirler.

Bağlanma Stilinizi Değiştirmek Mümkün mü?

Bağlanma stilleri, çocukluk deneyimlerine bağlı olarak şekillenmektedir. Fakat zamanla terapi, farkındalık eğitimleri ve sağlıklı ilişkiler aracılığıyla değiştirilebilir ve dönüştürülebilir. İnsan, kendini ve ilişkilerini geliştirme ve değiştirme potansiyeline sahiptir. Bağlanma stilinizi fark etmek ve üzerinde çalışmak, daha sağlıklı ilişkiler kurmanıza yardımcı olabilir.