Edmund Burke ve Muhafazakarlık

Edmund Burke ve Muhafazakar İdeoloji

Edmund Burke muhafazakarlığın kurucusudur. Fransız devrimine karşı çıkmıştır. Fransız devrimi bağlamında muhafazakarlık düşüncesini geliştirmiştir. 

Burke’a göre bir devleti inşaa etme, yenileme veya ıslah etme bilimi a-piriori değildir. Tıpkı diğer deneysel bilimler gibi. Bir devlet inşaa edilecek, yenilecek ise bu masada değil; yazılıp çizilerek yapılmaz. Üstelik bu şeyler uygulamalı yapılması gereken şeylerdir. Devlet uygulamlı bir deneyimden ortaya çıkar. Doğa bilimlerinden farklı olarak beşeri dünyada ney iyi neyin kötü olduğu bilinemez. İlk başta iyi gözüken bir şey kötü sonuçlanabilir. Tam tersi de mümkündür. Siyaset, siyaset bilimi, devlet uygulamlı bir deneyimden çıkar. Dönemimn koşullarına göre baskı rejimi gerekli olabilir. Otoriter bir yönetim o dönem için gerekli oalbilir. Devleti ve toplumu anlamak için tek bir kişinin de ömrü yetmez. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgiye ihtiyaç vardır. Sonuç olarak Burke’ın muhafazakar felsefesinin ilk ayağı teoriye güvensizlik ve uygulamaya eğilimdir. 

Deneyim vurgulanmaktadır. Ancak bu kişisel bir deneyim değildir. Nesilden nesile geçen bir deneyim vurgulanır. Yani gelenek. İşleyen sistem zaten var. Yıkılması ise kibir olarak görülür. Çünkü yanlışı doğrusu ile zaten işleyen bir sistem vardır. Öncelikle atalarından devralınan bu sisteme saygı duyulmalıdır. Ondan sonra bu sistemi geliştir der. Yani ikinci en önemli noktası geleneğe olan saygıdır.

Üçüncü en önemli nokta ise ihtiyatlı olmaktadır. Devlet değiştirilecek reforme edilecek ise öncelikle kibiri üzerinden at der. Değişime sadece hasarlı olan kısımdan başla ve ihitiyatlı bir şekilde bunu yap der. 

Dördüncü olarak Burke, insan hakları üzerinde durur. Burke’a göre tek bir insan yoktur. İnsan diye birini tanımaz. Ona göre insan; Fransız, İngiliz, Türk olandır. Ancak ortak bir insan tanımı yoktur. Dinden, ırktan, milli değerlerden, ahlaktan, tarihten kopuk gökyüzünde soyut bir insan tasavvuru yoktur. Bir İngiliz haklarını atalarından almıştır. Kalıtımsal bir taca, bir meclise, halka ve anayasa sahip bir haklarıdır, İngiliz hakları.

Burke, beşinci önemli nokta olarak sınırlama ve özgürlük ilişkisini vurgular. İnsanların hakları arasında özgürlüklerin sınırlanması da vardır der. Sınırsız özgürlük kaos demektir ona göre. Herkesin her şeye hakkı olursa hiçbir şeye hakkı olmaz. Hak v özgürlükler kendi geleneklerimizden çıkar; insanları gibi soyut kuramlardan çıkmaz. Özgürlüklerin sınırlandırılması da bir haktır. 

Burke, altıncı olarak sosyal sözleşme üzerinde durur. Toplum sözleşmesini kabul eder. Ancak Hobess, Locke ve Roussau’dan farklı olarak bu sadece bizim yapmış olduğumuz bir sözleşme değildir. Bu sözleşme atalarımız, biz ve torunlarımız arasında imzalanmış bir sözleşmedir. Dolayısıyla sözleşme salt bizim tarafından değiştirilemez. Hem atalarımıza hem de torunlarımıza karşı sorumluluğum olduğunu vurgular.

Burke, aydınlanmayı da eleştirir fakat kendisi de bir aydınlanmacıdır. Bu durumu Özcan şöyle tarif eder: “Aydınlanmanın içeriden eleştirisidir.” Burke hem aydınlanmacıdır hem de aydınlanma unsurlarının abartılmasına karşıdır. Örneğin; akla tapınmak, dini bir köşeye atılması, dinin önemsizleştirilmesi, devrim. Aydınlanmacılar devleti, toplumu, siyaseti çok rahat bir şekilde değiştirebileceğini düşünürler. Yeni olanı yüceltir, eski olanı aşağlarlar. Oysa herşeyin toplumsal sonuçları vardır. Kıyafet reformu bile ses getirir. Bu nedenle devlet yapısı değiştirilirken daha muhafazakar ve ihtiyatlı olunmalıdır. 

Muhafazakarlık tutuculuk değildir. Gerçek muhafazakarlık muhafaza etmek amacıyla değişime açıktır. Çünkü değişime açık olmasa muhafaza edemez. Ancak değişim olabildiğince tedrici, yavaş ve ihtiyatlı olmalıdır. Asıl amaç korumak olmalıdır. Ayrıca iyi bir vatansever veya siyasetçi kendi ülkesini bilen tanıyan ve geliştirmek isteyendir.

Dindarlık ile muhafazakarlık da farklıdır. Dindar için din olayın özü, esasıdır. Muhafazakar için din araçtır. Toplum için yararlı bir unsurdur. Din bunun için kullanılmalıdır. Din, mutsuzluğun, manevi ihtiyaçların giderilmesi için gereklidir. Burke’a göre insan dinsel bir hayvandır.

Sonuç olarak Burke’un geliştirilmiş olduğu muhafazakarlık düşüncesi bu fikirlere, açıklamalar ve unsurlara dayanmaktadır. Bu fikirleri de Fransız devrimi bağlamında ortaya atmıştır. Dönemin koşularına göre değerlendirecek olursak Burke’un görüşleri o dönem için radikal olarak kabul edilebilir. Keza Fransız Devrimi, Amerika Devrimi gibi köklü değişikliklerin yaşandığı bir dönemde bu değişime direnç oluşturabilecek bir ideoloji, fikir ortaya atmaktadır. Bunun karşılığı da toplum bağlamın da olmuştur. Ancak Fransa devrim yine de köklü bir biçimde olmuştur. Belki de bu köklü değişimlerden dolayı Fransa siyasal sistemi uzun süre kurumsallaşamamıştır. Beş tane farklı Cumhuriyet dönemi ile karşı karşıya kalmıştır. Son olarak Fransa kendine has özellikleri olan parlamenter-başkanlık sistemi arasında hibrit bir sistem kurarak hükümet sistemleri bağlamında yeni bir sistem türetmiştir. Esasında bu durumda Burke’un ortaya atmış olduğu ülkeyi tanıma ve buna göre değişim yapma özelliğinin ne kadar önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Buna karşın Burke’ın görüşleri esas itibariyle Birleşik Krallık ülkesi ve siyasal sistemi ile çok daha benzerdir. Birleşik Kralık’ta yazılı bir anayasa yoktur. Gelenekler çerçevesinde oluşmuş anayasal teamüler vardır. Aynı yönde siyasal rejimin şekillenişi de tarihten beslenmektedir. 1215 Magna Carta ile başlayan bir sürece sahiptirler demokratikleşme; iktidarı sınırlandırma anlamında. Siyasal partileri de tarihsel bağlamda temel olarak iki sınıfı temsil etmek üzerine kurulmuşlar ve işlemektedirler.

Kaynak

Edmund Burke, Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler (Çeviri: Ahmer Özcan), Bilge Kültür Sanat: İstanbul.