Oyun Bağımlılıkları
Oyun bağımlılığına karşı ne yapmalı?
Oyun bağımlılığı nedir? Ya da bağımlılık nereden ortaya çıkar? Bu sorular sadece boş, geri kafalı ebeveynlerin çocukları baskılamak için kullandığı bir yol mu, yoksa gerçekten bir şeylerin içine çekilip, manipüle tahtası haline mi geliyoruz?
İlk olarak “bağımlılık” kelimesine odaklanalım. Bağımlılık, ihtiyaç duymak demektir, hatta çok daha fazlasıdır. Çünkü bağımlı kişi, bağımlı olduğu şeye kendi zihninde büyük bir yetki vermiştir, kendine verdiğinden fazlasını...
Günümüzde bir çok farklı şeye bağımlılık bulunmaktadır. Bir insana olan bağımlılık, bir maddeye bağımlılık, sosyal medya bağımlılığı, kumar, oyun, daha aklıma gelmeyen bir çok şey vardır sanıyorum. Lakin bugün odaklanacağımız nokta “Oyun Bağımlılıkları” olacak.
“Oyun bağımlılığı” demekle “Oyun bağımlılıkları” demek arasında fark varmış gibi görünüyor. Aslında teorik olarak var. Oyun bağımlılıkları deyince benim aklıma ilk olarak, oyunların işletim sistemlerinde düzgün çalışabilmesi için ihtiyaç duyduğu yazılım kütüphaneleri geliyor. Gerekli dosyalardan biri bile eksik olursa, işler yolunda gitmeyebilir. Yani bu kütüphaneler olmadan oyunumuz çalışmaz demek oluyor. Tıpkı: “Bu oyunu oynamadan duramam.” diyen bir birey gibi, oyun: “Bu kütüphanelere erişmeden çalışamam.” diyor. İki yapı arasında böyle bir benzerlik olması enteresan bir durum.
Oyun sektörü ve yazılım son 10 yılda, beklenilenin çok üzerinde bir popülerlik kazandı. Gerek mobil oyunlar, gerekse rekabetçi bilgisayar oyunları çok yüksek oyuncu sayılarına ulaşmış durumda. Artık gençler oyun oynayıp e-sporcu olmak istiyor. Burada dayanılan ana yol “sevdiği işi yaparak para kazanmak ve başarı elde etmek” oluyor. Hayat boyunca insanlara, yarışlara hazırlanan at muamelesi yapılıyor. Tepemizde jokeyler, önümüzde sonu gözükmeyen bir parkur, bir de at gözlüğü takılmış, hiçbir şey göremiyoruz haliyle. İnsanlara çeşitli reklam yollarıyla sürekli olarak fikirler ekiliyor. Bu fikirler zamanla zihinde yer edip insanların tercihlerini ve yaşam tarzlarını büyük oranda etkiliyor.
Elbetteki bu yazının alt metninde “oyun oynamayalım!” gibi bir fikir bulunmuyor. Üstelik bunu uzun yıllar rekabetçi oyunlar oynamış biri olarak yazıyorum. İnsanların kendine göre bazı zevkleri, hobileri olabilir. Lakin günün yarısından fazlasını oyun oynayarak geçirmek pek akıl karı gözükmüyor. Üstelik her gün bu kadar yoğun oyun oynayan birinin zihinsel olarak kendini çok iyi hissedeceğini, eminim hiç birimiz söyleyemeyiz. Kişi sağlam bir irade ortaya koyup “Bugün oynamak istesem de oynamayacağım.” diyebilmeli. Dünyada şuan kendi idealleri olmayan, kaybolmuş hisseden ve birinin ona rehberlik yapmasını hayal eden milyonlarca insan olduğunu düşünüyorum. Genç insanlar artık fikir sahibi olmayı; başkalarının fikirlerini ve projelerini sahiplenmek olduğunu zannediyor. Üretmenin cüretkar bir şey olduğunu ve en ufak şeyi yapamayacağını düşünen bir sürü genç yetenek, zaman içerisinde solup gidiyor. Kimi zaman üşengeçlik ve uyuşuk hissetmek, önümüzdeki en büyük engel. Bazen zor olanı seçmenin zahmetli fakat tatmin edici olan yol olduğunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Hayatta başka renkler ve zevkler olduğunu, bu hayat tuvalini sadece tek bir renk ile şekillendirmenin çok sığ olduğunu güzel bir şekilde anlatmalıyız.