Angaje
Angaje olamazsan angajmanın olsun.
-Kendine bir angaje yaratman lazım. İnsanın mal gibi yaşadığını düşünmemesi için kendine bir uğraş yaratması, bir angajyon bulması lazım. Senin yerinde olmak için çok şeyini verecek insanlar var. Bunu unutma. Heba etme kendini; zekanı, güzelliğini, gençliğini. Tamam kel olabilirsin ama bunu yararına kullanmayı öğrenmen lazım. Bak mesela bana, çok param yok fakat yaşıyorum bu hayatı. İliklerime kadar hissediyorum. İçindeyim. Hiç kimse bu hayatı yaşamayan birisiyle oturup konuşmak bile istemez kanka. Bunu sen de biliyorsun. Sadece kabul etmek istemiyorsun. Gerçeği kabul etmek istemediğin zamanlarda yaptığın gibi saçma argümanlarla baltalıyorsun konuşmayı. İçten içe haklı olduğumu biliyorsun. Gizleme artık bu gerçeği. Sen bir loser'sın.
-Oha. Bu kadar ağır konuşmanı beklemiyordum. Kel değilim oğlum ben. Bu birincisi. Üstler dökülüyor. İkincisi, sana ben ne dedim konuşmanın başında? "Son zamanlarda" dedim. Son zamanlarda boşlukta gibiyim dedim. Sen gittin bütün hayatım böyle geçmiş gibi bir izlenim yaratıyors-
-Hayır. Çok uzun zamandır böyle olduğunu söyledin.
-Tamam öyle olsun. Bence de çok uzun zamandır böyle, ama çok uzun zamandır insan böyle olamaz. Her gün boşlukta olamaz. Bazen insan yataktan çıkmadığı günlerde bile çok şey yaşar. Huzuru, sevgiyi, aidiyeti, güveni hissedebilir. Günlerin yaşatamadığı güzellikleri bir gün içinde yatağında yaşayabilir insan. Bunu sen bile anlayabilirsin. Hiç yatağında geçirdiğin günün olmadı mı?
-Olmadı hayır.
-Nasıl lan?
-Olmadı valla. Yataktan çıkmadan gün mü geçermiş? Mutlaka bir noktada çıkması gerekir. Sıkılır, yapacak bir şey bulamaz, aklına bir şey gelir ve çıkar. Tüm günün yataktan çıkmadan geçmesi imkansız.
-İşte. İşte tam da bu yüzden beni anlayamazsın. Orada hiç olmamışsın. O dehlizlerin karanlığını görmemişsin. Dibi bilmiyorsun. Ben bayadır dipteyim. Tamam, loser olayım. Kabul.
-Dediğim de bu. Seni herkes anlasın istiyorsun, fakat kimse kimseyi tam olarak anlayamaz zaten. Senin loser'lığını anlamadığım gibi bir başkası da benim işimi anlamıyor olabilir. Bunları dert mi etmeliyiz? Sırf sen daha kötü durumdasın diye seninle daha fazla empati kurulması gerektiği anlamına mı gelsin isterdin? Bu seni daha da acınası yapmaz mı? Bence bunu sen de tercih etmezsin.
-Böyle diyince evet, ben de bi çekindim bu düşünceden.
-Bak şimdi, burada iki nokta var. Birincisi senin bu depresiflikten, dipten, loser'lığından kurtulman. İkincisi ise insanlardan bu durumun için fazla anlayış beklemeyi bırakman.
-Anladım. Haklısın. Bunu yapabileceğime emin değilim sadece. Kendimi bırakmak istiyorum. Galip gelebileceğim bir senaryonun varlığı bile beni hayattan soğutuyor. İnsanlar nasıl bu kadar kazanıyor?
-Ne kazanıyor, paradan mı bahsediyorsun?
-Hayır. Bir bana bak bir de sana. Sen kazanıyorsun. Winner'lıktan bahsediyorum.
-Ha. O konu karışık. Kazanıp kazanılmayan bir şey olduğu meçhul. Senin bakış açına göre ben kazanıyorum fakat bir başkasına göre kaybediyorumdur. Eğer günlere göre ruh halin değişiklik gösteriyorsa yarın beni loser bile görebilirsin. Çünkü kendin winner olacaksın. Anladın mı? Kendine bakış açın diğer insanlara bakış açını tamamen etkiliyor.
-O halde kendime bakış açımı mı değiştirmeliyim diyorsun?
-Aynen öyle. Kendini nerede gördüğün, nereye koyduğun her şeyi değiştirecek. "Evet aslında, ben bir winner'ım" diye düşünmeye başladıkça beni yukarıda değil, ulaşılabilecek kadar yakın, daha sonra eşit bile görmeye başlayacaksın.
-Kendime bakış açımı nasıl değiştiririm peki?
-İşte zor kısım. Bana göre bu, kendini diğer insanların kıstaslarına göre değerlendirmeyi bıraktığında gerçekleşiyor. Yani mesela her gün yatakta geçirdiğin bir gün mutlaka "loser'ım ben" diye düşünüyorsun. Onun altında ise "çünkü insanlar her gün yatakta yatmıyorlar, ve böyle olanlara loser denir" şeklinde düşünüyorsun. Fakat bakış açını değiştirip "tüm gün yatakta yatma lüksüm var, s*kimle t*şağım denk, keyfim yerinde" şeklinde düşünebilseydin loser gibi hissetmeyecektin.
-Yani eylemlerimizin bir anlamı yok mu?
-Hayır, hiç yok hem de. Bizim onları nasıl yorumladığımız önemli. Yorumlarımız hissettiğimizi oluşturuyor. Nasıl ki bu hayatta tek bir doğru olmadığı gibi tek bir doğru yorum da yok. Senin istediğin hisler iyi hislerse eylemlerini doğru ve istediğin şekilde yorumlamalısın.
-Peki yanlış veya istemediğim eylemleri yaparken?
-Yanlış eylemler sadece toplumun yanlış dediği için öyle olan şeylerse bu eylemleri yaparken de yine düşüncelerini manipüle edip yanlış hissetmeyebilirsin. Yapmaktan keyif almadığın veya zor gelen, istemediğin şeyleri yapmak zorundaysan yine aynı şekilde "helal olsun kendime, bir şeyi elde etmek için istemediğim bir şeye katlanıyorum, gerçekten bir savaşçıyım" diyebilirsin mesela. İnsanın çok fazla bahanesi ve manipüle aracı olabilir, hele ki konu kendisiyse; bunu lehine çevirmeli.
-Anlıyorum. Kalıplaşmış fikirleri kırmam zaman alacak sanırım ama bunu deneyeceğim.
-Bunu hep yanında dolaşan pozitif arkadaşın gibi düşün. O ne derdi, onu düşün. Hep iyi tarafından bakan fakat mantıklı da konuşan birisini kendi kafanın içine sokmalısın. Acıktın mı bu arada?
-Aynen. Ne yiyelim?
-Gel kebap ısmarliyim sana
-Olur. İyi konuştun he bi kendime geldim.
-Öyledir. Ben de ilk duyduğumda öyle olmuştum.