Çağımızın Hastalığı: Fanatizm

Fanatizm nedir? fanatiklik, aşırıya kaçma...

Öncelikle bu konuyu birkaç alt başlık ile değerlendirmek isterim. İlk alt başlığımız “Bağ Kurmak” olmalı. İnsanoğlu doğumundan ölümüne dek fıtratı açısından bir şeylerle bağ kurma ihtiyacı hisseder. Tabii bu olay hepimizde farklı gelişir. Kimimiz birinci sıraya; tuttuğumuz futbol takımını koyarız, kimimiz; hayranı olduğumuz bir insanı, kimimiz ise; bir ideolojiyi

Ebeveynlerimiz bizleri küçük yaşlarımızdan beri bir şeyleri seçmeye iter, kimi zaman bilinçli kimi zamansa bilinçsiz itişler olur. Hatırlayın; “Benim oğlum Fenerbahçeli olacak!”, “Benim kızım doktor olacak!”, “Benim oğlum buna inanıyor!”, “Benim kızım şöyle bir kız olacak!” gibi… Çeşitli sözlerle farkında olmadan çocuklara misyonlar yüklüyorlar. Sonrasında tıpkı kendileri gibi her ne yüklendiyse o konuda aşırıya kaçıyor ve fanatizm başlıyor. Kimi zaman ebeveynler kendi davranışlarında, tepkilerinde aşırıya kaçarak; bir takımı tutmanın böyle olacağını veya bir ideolojiye inanmak istiyorsak böyle tepkiler vermemiz gerektiğini göstermiş olurlar ve birçoğu bunu yaparken farkına varmaz. Asırlarca süre gelen bir döngünün eserleriyiz aslında. Sadece Anne ve Babamızı suçlamak, bütün yükü onlara atmak bizim sorumluluğumuzu azaltmaz, azaltmamalı. Peki ne yapmalı?

İkinci alt başlığımız “Gerçek Empati” olacak. Hepimiz empatinin ne demek olduğunu biliyoruz. Peki bildiğimiz halde neden uygulamıyoruz? Çünkü empatiyi bilen birçok insan nefsin ne olduğunu tam olarak anlayamamış, kendi benliğini nefsinden ayırıp, nefsine savaş açmayı bile başaramamıştır. Dolayısıyla empatiyi sadece teorik olarak öğrenmiş ve hayatına geçirememiştir. Çünkü nefs her tartışmada, her konuda, her olayda kendi çıkarını gözetir. Cinayet işlemiş, sapkınlık yapmış bile olsa kendini haklı görür. O yüzden tabiri caizse; nefsine köle olmuş insanlardan empati beklemek pek mantıklı değildir. Empati kuramayan insan da maalesef; fanatikte olur, ırkçılıkta yapar, tek bir olay üzerinden bütün bir camiaya genelleme yapıp bir topluluğu sorumlu da tutar. Yani kısacası empati çok önemlidir. Bu şekilde çok anlatılmış bir konudur ve artık bilinç altımızda klişeleşmiş bir algı oluşmuştur. Fakat gerçekten kavrayabilirsek gerçek empatiyi, bütün algımız değişecektir, eminim.

Günümüzde “Aman canım, artık teknoloji çağı… 2025’te o mu kaldı, bu mu kaldı?” diyerek eskiden yaşanan, şimdi ise cahilce gördüğümüz olayları aşağılıyoruz. Fakat yaşadığımız bu teknolojik veya başka alanlarda var olan gelişmeler insanların kalitesini arttırmıyor. İnsanlar yine nasıl olacaklarını, nasıl davranacaklarını, bir olaya tarafsız mı yoksa taraflı mı bakacaklarını, hayat yolculuğundaki tüm tercihlerini kendisi seçiyor. Dolayısıyla dürüst ve kaliteli insana ihtiyaç var. Nesilden nesile aktarılan bu can sıkıcı döngüyü kırabilecek, hayran olduğu insanı koşulsuz şartsız destekleyecek değil, gerektiğinde yanlışa; yanlış diyebilecek, sırf tanıdığı insanlara olan derin bağından dolayı her istediğini yapmak, hatta gerekirse başkaları hak etse bile tanıdığı insanı işe almak yerine, kişi liyakat sahibi insanlarla tanışma arzusunda olmalı ve yeni insanlarla bağ kurmaktan korkmamalı, kurduğu bu bağlara da körü körüne bağlanmak yerine, duygularını kontrol etmeyi öğrenmeli, geçmişinden ders çıkartıp bir an evvel geleceğini planlamalı ve döngüyü kırmalı…

Tabii ki hiçbirimiz kusursuz değiliz, bu saydıklarımı yapmak belki kolay değil. Fakat unutmayın: ‘hiçbir şey imkansız değildir.’