Mimarlık Tarihimiz
Bir mimaride kendini görebilmek.
Mimarlık, değişebilen, gelişebilen, azaltılıp çoğaltılabilen, kişiye göre farklılık gösteren, uygarlıklara, zamana, ülkelere göre şekil alabilen ve fikirlerin farklılığının yansıdığı kültürelliğe de ayna olabilen estetik yapılardır. Sanata yatkınlığını sübjektif olarak dikkate alırsak bu doğrultuda kendini her yerde farklı olarak gösterip hissettirecektir.
Çoğu zamanda kitabi bilgilerden de yola çıkılmıştır. Mimari yapılar, bu durumların yol göstericisi olmasıyla, mimarlık sanatı ve kişisel zevkin birleşiminden kaynaklı olarak göze hoş gelen tablo halini alacaktır.
İlk mimari eserlerimiz Cilalı Taş Devri' nde kendini göstermiş. Bu döneme ait eserler MÖ. 10000 kadar gitmekte ve eserler daha çok Güneydoğu Anadolu, Suriye, Güneybatı Asya ve Irakta bulunmaktadır. Hatta Amerika' da yaşayan insanlar bir süre yani başka bir ülkeyle teması olmadığı zamanda Cilalı Taş Devri' ne ait mimari yapılarıyla kendini göstermiştir.
Mimari, sadece barınma alanı olarak kullanılmamış mezarlar için diğer tören yapacakları alanlar olarak da kullanılmıştır. Anıtlar inşa etmişler. Yanı sıra tiyatrolar, kütüphaneler hastaneler, şehirler, su kemerleri, mozaiklerin süs olarak kullanılması, iskelet strüktüler, kubbeler, inşa etmişler. Pekçok uygarlığa, döneme ve sonrasına da faydası dokunmuştur.
Her uygarlık kendi lisanınca yapılarına kendi düşüncelerini motif olarak işlemiş, bir şekilde kendini anlatacak bir yol bulmuştur. Duygularını da düşüncelerini de geleceğe taşımış bir noktada tüm insani duygularda ve düşüncelerde ayrılmaz bir parça oluşturmuştur.
Duyguların ve düşüncelerin meskeni olan mimari yapılar her asırda ve insanlıkta anlamlı birçok etki bırakmıştır böylece. Kimi bunu dile dökmüş kimi dökememiştir. Ama etkileşim hep olmuştur, olmayada devam edecektir.
Döneminin sessiz kaydı olan mimari yapılar, düşüncelerin de yapısını etkilemiştir. Etkileşim oldukça değişime hep açık olmuştur.
Bu süreç böyle devam ederken mimari yapıların çeşitlilikleri ortaya çıkmıştır. Rokoko ve Barok tarzı gibi. Tüm dünya kendini kaç dilde anlatıyorsa mimari eserlerler de sahiplerinin lisanındaki parça olup o kadar anlatıyor kendini hatta kendine hayran bırakıp ezberletiyor.
Anlatıldıkça, yazıldıkça bitmeyen bütün eserinlerin başlangıcı olan Cilalı Taş Devri...
Peki günümüzü değerlendirdiğimiz zaman biz nelere şahit olduk? Geçmiş zamandan bu zamana akıp gelen hangi duygunun düşüncenin adını koyduk? Her defasında kendimize dönüp baktığımızda, içsel yolculuğumuzda bize eşlik eden hangi duygu düşünce bizde geçmişe ait esintinin aşinalığını hissettirdi ve biz bunu nasıl ifade ettik? Bu sorular uzar gider.
Bizimde mirasımız böylesi olsun. Gelecek nesillere dokunan anlatıldıkça da yazıldıkça da bitmeyen...
Tıpkı Cilali Taş Devri gibi.