Sanat ve Hakikat
Sanat; hakikatin bir sureti midir, yoksa onu aşan bir yaratım mı?
Sanat, insanın dünyayı algılama ve anlama çabasının en eski ve en kapsamlı yoludur. Hakikat ise bu yolculuğun ta kendisidir. Hakikat, gözle görülen, elle tutulan bir şey değildir; o, varlığın özündeki sırdır. Sanat ise bu sırra yaklaşma çabası, onu keşfetme ve ifade etme tutkusudur.
Bir ressamın fırça darbelerinde hakikat, yalnızca renklerin bir araya gelişinde mi saklıdır? Yoksa o fırçanın titrek hareketiyle ruhunun derinliklerinden süzülüp gelen bir haykırış mıdır? Sanatçı, hakikati olduğu gibi sunmaz; onu kırar, ezer, yeniden şekillendirir. Bir şairin dizelerinde hakikat, kelimeler arasındaki sessizlikte gizlenir. O sessizlik ki bazen bir boşluk gibi görünür, bazen de bir uçurum.
Platon’a göre sanat; taklitten ibarettir, hakikatin bir gölgesidir. Lakin sanat yapıtı belirtilen bu gölgeyi aşıp hakikatin kendisine ulaşan bir yol haline de gelebilmektedir ki sanat; yalnızca görüneni değil görünmeyeni de ifade eder. Çünkü hakikat sadece gözle değil, ruhla birlikte görülebilir. Bir Fuzuli şiirinin aydınlığı, bir Osman Hamdi Bey tablosundaki renklerin dansı, bir Beethoven bestesinin derinliği… Bunlar hakikatin farklı yüzleridir. Her birine göre hakikat farklıdır ve farklı yollarla, farklı anlatımlara hakikati yansıtırlar. Sanat, hakikati mutlak bir biçimde sunmaz; onun çoğulluğunu, değişkenliğini ve derinliğini gösterir ki hakikat, sanatta sadece bulunmaz; sanatla birlikte yaratılır. Fakat sanat, hakikati yalnızca güzelleştirerek mi yüceltir? Hayır, bazen onu çirkinleştirir, bazen sarsar ve bazen de huzursuz eder. Picasso'nun çarpıtılmış figürlerinde, Goya'nın kabuslarında ya da Kafka'nın bilinmezliğinde hakikat, rahatsız edici bir yüzle çıkar karşımıza. Çünkü hakikat, her zaman hoş bir yansıma değildir; o, kimi zaman yüzleşmekten kaçtığımız bir gerçektir. Bir estetik nesnenin güzel diye adlandırılmasının ölçütleri ise teknik bir sorundur. Sanat yapıtı eğer bir nesnel gerçekliğin belli bir tarz yansısı ise, o zaman güzel, bu gerçekliğin olduğu gibi yansıtılması mı olacaktır? Yapıtın hakikati yansıttığı gerçeklik mi olacaktır? Buna göre, örneğin en güzel criminal roman mahkeme tutanakları, en güzel resim nesnesini ayna gibi yansıtan resim mi olacaktır? “Güzel” bir değerdir; ama nesnel yargının aldığı “doğru” değerinin estetik yargıdaki karşılığı değildir. Sanat, yansıttığı şeyi sanatsal tarzda yansıtır, şeyin tarzında değil. Sanatın hakikati özgünlüktür.
Sanatın hakikatle ilişkisi, bir ayna gibi yüzeysel değil, bir derinlik gibi karmaşıktır. Hakikat, sanatın içinde yaşar ama hiçbir zaman ona tamamen teslim olmaz. Sanat, hakikatin sınırlarını zorlar, onu yeniden yorumlar ve her seferinde bir adım daha öteye taşır. Sonuç olarak sanat, hakikati keşfetme yolculuğudur. Ama bu yolculukta varılacak bir son yoktur; sanat ve hakikat, sonsuz bir dansın içinde birbirini izler. Bir adımda sanat hakikate yaklaşır, diğerinde uzaklaşır. Belki de asıl hakikat, bu bitmeyen arayışın kendisindedir.
Kaynakça: Soykan, Ömer Naci. "Sanat ve Hakikat." Beytülhikme: An International Journal of Philosophy, vol. 3, no. 1, 2013, pp. 139-152. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/40540.