Sosyal Medya Algoritmaları Sanat Zevkimizi belirliyor mu?
Sosyal medya algoritmaları, sanatla etkileşim şeklimizi oluştururken, beğenilerimize göre içeriği daraltarak sanat anlayışımızı şekillendir.
Sanat, tarihin her döneminde insanların duygu ve düşüncelerini ifade etme biçimi olarak var oldu. Ancak bugün, sanata nasıl ulaştığımızı, neleri görüp neleri görmeyeceğimizi büyük ölçüde sosyal medya algoritmaları belirliyor. Eskiden bir sanatçıyı keşfetmek için sergilere gitmek, kitapçılarda gezmek, plakları karıştırmak gerekirdi. Şimdi ise Instagram’da, TikTok’ta ya da YouTube’da karşımıza çıkan içerikler sayesinde beğenilerimiz şekilleniyor. Peki, gerçekten özgür irademizle mi sanatı deneyimliyoruz, yoksa algoritmaların sunduğu dar bir çerçevede mi dolaşıyoruz?
Sosyal medya platformları, kullanıcının ilgi alanlarına göre içerikleri filtreleyip sunan sistemler kurdu. Beğendiğimiz, durup izlediğimiz, üzerinde vakit geçirdiğimiz her içerik, bir sonraki karşılaşacağımız içeriği şekillendiriyor. Diyelim ki bir gün soyut resimlerle ilgili bir videoyu izlediniz, ertesi gün size benzer eserler gösterilmeye başlanıyor. Ancak algoritma, o an ilginizi çekmeyen ama belki de sanatsal bakış açınızı genişletebilecek diğer akımları, sanatçıları, tarzları size göstermemeye başlıyor. Bu da bir süre sonra sanat zevkimizi daraltıyor ve belirli kalıpların içine hapsediyor.
Bir başka mesele ise popüler olanın görünür olması. Sosyal medya, etkileşimi yüksek olan içerikleri öne çıkarıyor. Eğer bir sanatçı trend haline gelirse, her yerde onun eserlerini görmeye başlıyoruz. Ancak, belki de daha özgün ve etkileyici işler üreten ama viral olmamış sanatçılar gözümüzden kaçıyor. Beğenilerimizin ve estetik anlayışımızın organik olarak gelişmesini beklemek zorlaşıyor çünkü algoritma, bizim zaten beğeneceğimizi düşündüğü şeyleri sürekli karşımıza çıkararak bir yankı odası yaratıyor.
Sosyal medya, sanatın demokratikleşmesini sağladı. Eskiden yalnızca büyük sanat galerilerinde sergilenen eserler, şimdi herkesin telefon ekranında. Küçük sanatçılar, büyük platformlara ihtiyaç duymadan kitlelere ulaşabiliyor. Ancak, algoritmaların yönlendirmesiyle hangi sanatçıların öne çıkacağını biz değil, sistem belirliyor. Belki de en büyük tehlike burada yatıyor: Eğer sanat sadece beğeni sayılarına ve paylaşım oranlarına göre değerlendirilirse, en çok ilgi çekenler sanatın ana akımı haline gelirken, geleneksel anlamda yenilikçi ya da zorlayıcı eserler görünmez hale gelebilir.
Sanat, sürprizlerle, keşiflerle, bazen hoşlanmadığımız ama bizi düşünmeye iten eserlerle anlam kazanır. Ancak algoritmaların yönettiği bir dünyada, genellikle yalnızca hoşumuza giden şeylerle karşılaşırız. Bu da bizi konfor alanımızın dışına çıkmaktan alıkoyar. Belki de artık sanat galerilerinde dolaşıp rastgele bir eserin karşısında durmak, kitapçı raflarını karıştırıp daha önce duymadığımız bir yazarla tanışmak, algoritmanın izin verdiğinden daha geniş bir sanat anlayışı geliştirmemizi sağlayabilir. Çünkü gerçekten özgür bir sanat deneyimi, ancak rastlantılar ve kişisel keşiflerle mümkün olabilir.