SUMİ-E, Cahil İnsanların Ortak Özellikleri ve Sushi

Birbirleriyle alakasız görülen konuların harmanlanıp aynı başlık altında toplandığı bir yazı. Keyifli okumalar :)


İki ay aradan sonra tekrar merhaba. Bu yazımda biraz farklı bir tarzla buradayım. Bi parça deneysel oldu umarım beğenirsiniz :)

CAHİL İNSANLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Geçenlerde bir sohbette sorulunca üzerine konuştuk. Bilindik fakat üzerine düşünülmesi gereken cevaplar verildi. Sormamak, sorgulamamak, şüphe etmemek. Bunlar hem cahil insanların ortak  özellikleri hem de cehaletin sebebidir. 

Merak ile ilgili söylenen atasözlerini bir düşünün;

"İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir."

"Merak insanı mezara sokar."

"Merak kediyi öldürür."

Bu sözlerde atıfta bulunulan merak, var olan şeylerin sebeplerini öğrenmek istemek, sonuçlardan çıkarılan yeni suallerin cevapları olmayabilir de pek tabii fakat yine de temelde kötülenen şey öğrenme isteği ve arzusudur.

Başkalarının hayatlarını, kimin ne giydiğini, yediğini, içtiğini, konuştuğunu, herhangi birine veya topluma, herhangi bir şekilde, asla faydası olmayan insanların yaşamlarını merak etmekte hiçbir beis görülmezken, okuyan insana "ne gerek var?!", soran insana "bu kadar sorgulama!" denmesine ne söylenebilir hiç bilmiyorum. İronik desen değil, olsa olsa trajikomiktir.

Asla çok bilge, çok alim biri olduğumu iddia etmiyorum ama gözlemlediğim, aslında hepimizin farkında olduğu bir şey var; Biz hiç şüphe etmiyoruz. En basit haliyle internette gezinen bir bilgi okuduğumuzda, bir video izlediğimizde, haber dinlediğimizde "bu bilginin kaynağı nedir acaba?" demiyoruz. Yazılanı, söyleneni aklımızda tartmıyoruz. Bir haberin doğru mu yanlış mı olduğunu düşünmüyoruz. Her konuda inanmaya meyyaliz. İnanmak kolay geliyor çünkü "comfort zone"dan, o güvenli bölgeden çıkmayı kimsenin bir tarafı -öhöm- kimse istemiyor çünkü; ''GERÇEKLER RAHATSIZ EDER''.

Temellerini üzerine kurduğumuz şeyler sarsılsın, doğruluğunu kabul ettiğimiz şeyler gerçekliğini, müsbetliğini yitirsin istemiyoruz çünkü yanılmak istemiyoruz. Neden? Bu durum egolarımıza bir darbe olarak iniyor ve inandığı bir şeyi değiştirmek kimsenin işine gelmiyor. Kimse yanıldığını, bilmediğini kabul etmek istemiyor. Düşünce biçimlerini, bakış açılarını üzerine kurduğu temeller yıkılmasın istiyor herkes. Karanlığında mutlu insanlar. Azıcık gün ışığı girse içeri, gözleri kamaşacak, huzurları kaçacak. Bilmiyor ki içeride çürüyor ona lazım olan ışık, aydınlık. Bir de yetmezmiş gibi dışarı çıkmak isteyeni de salmıyorlar. Kurtulup kaçanın dediklerine de inanmıyorlar. Madem bu kadar eminsin kafayı uzat da bir bak dışarı.

Bakın size, konuyla alakasız gözükse de, sonunu bağlayacağım bir şeyden bahsedeyim;

SUMİ-E. Geleneksel, tahta baskı ile yapılan Japon resim sanatı. Bir nevi japon ebrusu da denebilir. Aradaki farklardan biri biz su kullanıyoruz, japonlar tahta.

En bilineni, dünyaca da popüler olan Sinji Kagawa'nın - tamam tamam şaka yapıyorum futbolcu o :) - Katsushika Hokusai'ye ait olan ''Kanagawa Oki Nami Ura''dır.

Avrupa'ya yayılıp ünlenmesinin nedeni ise çok hoştur:

Meiji restorasyonu sebebiyle Japonya limanları ticarete açıldığı zaman japonlar fotoğraf ile tanışır ve ukiyo-e değerini kaybetmeye başlar. Öyle ki; ihraç edilecek malları paketlemekte kullanılır olur ve böylece Avrupa ukiyo e ile tanışır ve izlenimcilik akımına ilham verilmiş olur; hatta Van Gogh ve Manet gibi ressamlar bu sanat akımından etkilenir ve resimlerinde yer verirler.

Avrupa'nın suhsi ile tanışması ve olduğu şekli alması da aşağı yukarı benzer şekilde bir tarihi gelişim gösterir. Gemilerle gönderilen balıkların bozulmaması için yasemin pirincine sarılır ve yaş yosunla kapatılarak istiflenerek kutulara yerleştirilir. Limana ulaşan kutular indirilip açıldığında yosunla kaplı şeylerin ne olduğuna anlam veremeyen tüccarlar (ki onlar aslında balıktır) gördükleri şeyi kestiklerinde bu günkü "maki" dediğimiz yuvarlak ve sarma şeklindeki sushiyi elde ederler.

Anlattıklarımın konuyla alakasına gelecek olursak;

Ukiyo-e ile ilgili verdiğim bilgiler doğru ancak ikinci paragrafı şu an ben uydurdum.

Doğru olan bilgi; Balığın pirince sarılması, gerçekten de bozulmaması için uygulanan bir işlemdir. Ancak bu işlem yasemin pirinci ile yapılmaz kaldı ki bu tür Japonya'da yetişmez ve sushinin sarıldığı yosun, bırakın yaş olmasını özellikle kurutularak kullanılır, adı da noridir. (sushinin kelime anlamı = ekşi)

Fenotip özellikler, sesin çıkış yeri, bazı genetik ve fıtri özelliklerimiz gibi birçok şeyde olduğu şekilde, beslenmemiz de coğrafi koşullara ve dolayısıyla o koşulların elde etmemize el verdiği gıdalara bağlı olduğu için Güneydoğu Asya, Çin ve Japonya gibi yerlerde insanların balık, pirinç ve yosunla beslenmesi sayesinde sushi ortaya çıkmıştır.

Batı kültüründe sushiden ilk kez 1893'te bir kitapta bahsedilmiş ve İngiltere'de tüketimi, Prens Akihito'nun, 2. Elizabeth'i ziyareti sırasında, Mayıs 1953'te belgelenmiş ve yine Prensin Eylül 1953'te Amerika'yı ziyareti sırasında, Washington, Japonya büyükelçiliğinde verilen davette servis edilmiştir.

Eğer bahsettiğim paragrafı okurken "aaa böylemiymiş" dediyseniz, siz de şüphe etmeyenlerdensiniz. İnternet ortamında bu şekilde dolaşan ve çoğu kişi tarafından doğru bilinen yanlışların sayısı azımsanamaz ve bunların doğruluğuna hepimiz öyle ya da böyle, bir şekilde inanıyoruz çoğu zaman.

Biz biz olalım şüphe edip, soru sormaktan vazgeçmeyelim. Bilmiyorum demekten de çekinmeyelim.

Baştakilere rağmen yine atalarımızın ve diğer düşünürlerin söylediği kulağa küpe edilesi sözleriyle bitireyim:

"Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır."

"Gerçeği arayanlara güven ve onların bulduklarından şüphe et." Andre Gide

"Az şey bilirsek bir şeyin doğruluğuna emin olabiliriz. Bilgi artınca kuşku da artar." Johann Wolfgang Von Goethe

"Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et." Rene Descartes