YABANCILIK

"İnsan bilmediği konularda hep abartılı fikirlere sahip olur." -Albert Camus (Yabancı)

Yabancılık nedir?

Durakta otobüs beklerken yüzünü anımsayamadığın, yanından yürüyüp geçen eski sınıf arkadaşın mıdır yabancı? Evinin yakınındaki yeni açılmış minik kafenin güler yüzlü garsonu mudur yoksa yabancı? Yıllarca dostluğuyla ağlamış, gülmüş, onun sayesinde öz benliğinin farklı yüzlerini tanımış olduğun ve duygularını, düşüncelerini ikram ettiğin geçmişteki o arkadaşın mıdır yabancı? Hiç görmediğin, tanımadığın kaldırımda yanından geçip gittiğin üstü başı karman çorman o dilenci midir yabancı? Kocasından sürekli şiddet gören çocuklarının elini dünyaya karşı sıkı sıkı tutmak için kendini hırpalayan o harabe kadın mıdır yabancı? Yoksa herkesin eğlenip güldüğü o konserde tek başına ağlayan sen misindir yabancı? Kimdir yabancı?

Ortama, kişiye, duruma, duygulara, düşüncelere ve daha nicesine göre o kadar çok yabancılık türü vardır ki… Toplumdan sessiz bir gürültüyle kopan şahıs, kimliğini kaybetmiş benliğini arayan, varoluş sancısıyla kendini yerle bir eden şahıs… Hepsi birbirinden bir o kadar uzak bir o kadar da yakındır. Bazı insanlar ne yaparlarsa yapsınlar yabancılık onlar için bir sürekli akseden bir hastalık gibiyken bazı insanlar bile isteye yabancılık kubbesinin altına girmeye çalışarak bunu benimsemek için yaşarlar. İsteyerek veya istemeden toplumdan ve insanlar yabancılaşmış bu tür şahıslar toplumsal olaylarda ses çıkarmazlar, yanlarında insan ölse dönüp bakmaktan acizdirler (örneğin, Mersault karakteri),

Yabancılık inatçı bir mevkiidir. Koltuğu kolay kolay kimse kapamaz ama kaptığı zaman da bırakamaz. Yabancılık yapışkandır. Belki modern ve dijital dünyanın en büyük problemlerinden olan yabancılaşma bir virüsten farksızca oraya buraya bulaşır. İnsan yabancılaşarak yalnızlaşır, yalnızlaşarak sonuna doğru yaklaşır. Dünyanın kötülüğünden korunmak için yabancılaşan kişiler de var tabi lakin dünyadan korunmanın mümkün olmadığını fark edemezler. Bazen sosyal medya üzerinden olmadıkları insanlar gibi davranıp maskelerini takınırlar, diğer insanlara agresif tutumlarla yaklaşıp tartışırlar, özgürlük tanımından habersiz herkesin onlar gibi sessiz ya da gürültülü olmasını isterler. Onlar farklılıkları, farklılıklar da onları sevmez. O kadar çok konuşurlar ki aslında kafaların içinde. O kadar susarlar ki sessizlikten duyguları bile onları terk eder. O kadar çok farklı düşündüklerini düşünürler ki. Bile isteye yabancılığın bir erbabı olan şahıslar ise yabancılaşmayı gurur duyacak bir konuma getirme çabasındadırlar bir bakıma. Kendine yabancılaşan insanlar ise bu dünyada adeta cehennemi yaşarlar belki de. Sevdiklerini, yapmaktan hoşlandıkları şeyleri, yediklerini, içtiklerini unuturlar. Kendilerini tanıyamazlar. Aynaya baktıklarında göz göze geldikleri o suret herhangi bir yabancıdan farksızdır artık. Kendine yabancılaşan şahıslar kendilerinden uzaklaşarak benliklerini sevemezler, benliklerini sevmeyi başaramadıkları için karşılarına gelen herhangi birini üzülmeden, kırılmadan sevemezler. İnsanın önce kendini sevmesi gerekmektedir ki insan ilişkilerinde sağlıklı olabilsinler. Hislerin çıktığı yolculukta ilk durak insanın kendi kalbidir. Geldiği yerin durumuna göre devam eder yolculuk. Kendilerine tamamen yabancı bu insanlar sevemezler, sevemedikleri için sevilmediklerini düşünürler. Hislerinin yolculuğu anksiyete, depresyon gibi çağımızın en büyük hastalıklarına doğru devam eder. Probleme yeni problemler katılarak yolculuk devam eder. İnsan yalnız olmak için doğmamıştır, yalnız yaratılmamıştır. İnsanoğlunun tabiatı yalnız olmak için uygun değildir. İnsanın gülmeye, ağlamaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları tıpkı yeme-içme kadar mühim ve elzemdir.

Yabancılığın bin bir hali ve türü vardır. Ne kadar sorun varsa da bir o kadar da çözüm vardır. Belki ben bilemem belki sen bilemezsin ama dışarıda, sokakta, kütüphanede, otobüste, okulda bilen biri var. Aslında mesele de tam burada. İnsanoğlu için çözümü olmayan tek şey ölümdür. Yabancılaşma ise çözülemeyecek bir problem değildir. İçten gelen yoğun bir istekle ve derinden gelen sıkı bir çabayla hallolabilecek bir problemdir.

Toplumsal değişimler, teknolojik gelişmeler, bireyin kendisiyle ve çevresiyle olan bağlarının zayıflaması, edebiyatın bu temayı sorgulamasına zemin hazırlamıştır. Yabancılaşma, bireyin yalnızlaşması, toplumla bağını yitirmesi ya da kendini anlamlandıramaması gibi birçok biçimde karşımıza çıkar. Dünya edebiyatında bu temayı derinlemesine işleyen romanlar, farklı coğrafyalar ve kültürlerde ortak bir insanlık durumunu yansıtır.

1. Franz Kafka – Dönüşüm

Franz Kafka’nın 1915’te yayımlanan kısa romanı Dönüşüm (Die Verwandlung), yabancılaşma temasını en çarpıcı şekilde işler. Hikâyede Gregor Samsa, bir sabah dev bir böceğe dönüşmüş olarak uyanır. Bu fiziksel dönüşüm, aslında Samsa’nın ailesi, iş hayatı ve toplum tarafından dışlanmasını simgeler.

2. Albert Camus – Yabancı

Albert Camus’nun 1942’de yayımlanan başyapıtı Yabancı (L’Étranger), varoluşçu felsefenin temel taşlarından biridir. Romanın kahramanı Meursault, toplumsal normlara uyum sağlayamayan, hayatı ve insan ilişkilerini anlamsız bulan bir karakterdir. Annesinin ölümüne kayıtsız kalması, bir cinayeti işleyişi ve mahkeme süreci, toplumun bireyi anlamlandıramamasıyla şekillenir.

3. Fyodor Dostoyevski – Yeraltından Notlar

Dostoyevski’nin 1864 tarihli eseri Yeraltından Notlar, modern bireyin toplumdan ve kendinden yabancılaşmasını ele alır. Romanın kahramanı olan “yeraltı adamı”, toplumla bağını koparmış, çevresindeki insanları küçümseyen, yalnız ve öfkeli bir karakterdir.

4. Jean-Paul Sartre – Bulantı

Jean-Paul Sartre’ın 1938 tarihli romanı Bulantı (La Nausée), varoluşçu edebiyatın önemli eserlerinden biridir. Romanın kahramanı Antoine Roquentin, hayatındaki her şeyin anlamsız ve yabancılaştığını hisseder. Çevresindeki nesneler bile ona tuhaf ve rahatsız edici gelir.

5. Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda

Virginia Woolf’un feminist manifestosu niteliğindeki bu eseri, kadınların toplumsal rolüne eleştirel bir yaklaşım sunar. Woolf, kadınların erkek egemen bir dünyada kendilerine yabancılaşmasını ve özgürlük arayışlarını dile getirir.

Sonuç olarak, yabancılığın süreci uzun ve sarsıcıdır. Her yerde yabancılar var. Her yerde yabancılık var. Yazarlar, şairler, ressamlar, psikologlar, öğretmenler, çocuklar herkes tanır yabancılığı. Tanır ama herkesin yabancısı aynı mıdır? Herkesin yabancılık için atfettiği düşünceler ve duygular bir midir? Ben bir yabancıyım. Sen bir yabancısın, arkadaşın, kardeşin, annen, öğretmenin, sevgilin, çocuğun bir yabancı. Yabancılar aslında çok yakınımızda. Mesele yabancıları tanıyabilmekte