Cumhuriyet Tarihinde Katledilmiş 5 Gazeteci

Özgür düşünceleri yüzünden öldürülen gazeteciler.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihi boyunca faili meçhul cinayetlere birçok defa şahit olmuştur. Bu faili meçhul cinayetlerin kurbanlarının büyük bir çoğunluğu ise gazeteciler olmuştur. Özgür basından yana oldukları, fikirlerini özgürce ifade ettikleri için bazı kesimleri rahatsız eden bu gazeteciler bir gün hiç bilmeden son yazılarını yazmışlardır. Bu yazıda ise geçmişten günümüze Türkiye’de öldürülmüş unutulmaz beş gazetecinin nasıl katledildiğini bulacaksınız.

Kimsenin fikirleri ve özgürlükçü düşünceleri yüzünden öldürülmemesi gereken bu dünyada Selda Bağcan’ın dediği gibi “Yaz Gazeteci Yaz” demeye devam edeceğiz.

1)Abdi İpekçi

9 Ağustos 1929’da İstanbul’da dünyaya gelen İpekçi, otuz iki yaşında yazarlık yapmaya başladığı Milliyet Gazetesi’nde öldürüldüğü güne kadar başyazarlık yapmıştır. 70’li yılların gergin atmosferinde her zaman iktidar ve muhalefet arasında yapıcı bir köprü kurmaya çalışmıştır. Atatürkçü, barışçı, düşünce özgürlüğüne önem veren, ülkenin bağımsızlık ve bütünlüğünü savunan bir gazetecilik anlayışına sahip olmuştur.

Öldürülmesine Giden Yol

31 Ocak 1979 günü Ankara’ya Bülent Ecevit’le görüşmeye gelen İpekçi, aynı gün İstanbul’a dönmüş ve Süleyman Demirel ile telefon görüşmesi yapmıştır. Bu görüşmeden sonra gazetedeki son işlerini de toparlayan Abdi İpekçi, eşine bir telefon açtıktan sonra işten çıkmıştır. Çok sevdiği mavi arabasıyla Nişantaşı’ndaki evine doğru yol alan İpekçi evine yetmiş metre kala yoğun bir trafiğe takılmıştır. Tam bu esnada arabasına ateş açılmaya başlanmıştır. Bir kurşun gömleğinin sol cebinde, kalbinin tam üzerinde yer alan kalemine isabet etmiş ve kalemi parçalanarak kalbinin yaralanmasına yol açmıştır. Silahlı saldırıdan sonra bilincini kaybeden İpekçi’nin aracı yolda kaymaya başlamış ve ancak bir sokak lambasına çarparak durabilmiştir. Hastaneye kaldırılsa da kurtarılamamıştır.

Katili Kimdi?

İlk önce cinayeti üstlenen daha sonra da inkâr eden katili daha 21 yaşındaki Mehmet Ali Ağca’ydı. Yargılanarak cezaevine gönderilen Ağca, bir süre sonra firar etmiş ve Türkiye’den kaçırılmıştır. İtalya’da Papa’ya düzenlenen suikastin faili de Ağca’dan başkası değildir. İtalya’da 19 yıl 1 ay hapis yatan Ağca, 14 Haziran 2006’da Türkiye’ye iade edilmiştir.

İpekçi’nin katledilişinin otuzuncu yılında kızı Nükhet İpekçi babasının asıl katillerinin bulunamayışını şu sözlerle anlatmıştır:

“Otuz yılda, insan epeyce bilgileniyor. Mesela benim otuz yılım, hep aynı bilgiyle yaşayıp, o bilginin bilinmemesi için gösterilen çabaları izlemekle geçti.”

2)Çetin Emeç

İstanbul’da 1935 yılında doğan Çetin Emeç iki yıl Milliyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmenliği yapsa da 1986 yılından öldürülene kadar Hürriyet Gazetesi’nde bu görevi yerine getirmiştir. Cumhuriyet’in temel değerlerinin, Atatürkçülüğün ve laikliğin büyük bir savunucusu olarak yazmıştır. Yazdığı yazılar ve attığı manşetler dolayısıyla cesur bir gazeteci olarak anılmıştır.

Öldürülmesine Giden Yol

Evine sık sık tehdit telefonları gelen Emeç’in eşi bu telefonları açan kişi olmuştur. Ölümünden dört gün önce 3 Mart 1990’da eve bir telefon daha gelmiştir. Telefondaki kadın Emeç’in eşine “Çok önemli hayati bir mesele. Eşinize ulaşmam lazım. Hayati bir konu acele arasın.” diyerek bir numara bırakmıştır. Tehdit telefonlarını çok önemsemeyen Çetin Emeç bu aramanın da üzerinde durmamıştır.

7 Mart 1990 günü Hürriyet Gazetesi’ne işe gitmek için arabasına binen Emeç, yedi defa kurşunlanarak öldürülmüştür. Çantasındaki son yazı ise hiçbir zaman bulunamamıştır.

Katili Kimdi?

Suikastın ardından Hürriyet Gazetesi’ni arayan bir şahıs “İslam düşmanı olduğu için Çetin Emeç’i öldürdük. Saldırıyı Türk İslam Komandoları yaptı.” Demiştir. Ancak 1990 yılından günümüze kadar ‘Türk İslam Komandoları’ adlı bir örgüte hiçbir zaman rastlanmamıştır. Bu aramanın incelenmesi üzerine araba kaçakçılığı ve banka soygunu suçları ile bağlantılı sabıkası olan bir grup suçlu bu cinayet ile yargılanmıştır ancak gerçek katiller asla bulunamamıştır.

Bu davayla ilgili ilginç olan ise istihbaratın elde ettiği bilgi olmuştur. 4 gün önce Emeç’in evini arayan numara araştırılmış ve sahibinin Türk vatandaşlığına geçen Suriyeli bir iş adamı olduğu anlaşılmıştır. Aramayı yapan kadın ifade verdiğinde ise yanında çalıştığı bu iş insanının Çetin Emeç’i kastederek “Öldürün o gazeteciyi!” diyerek bağırdığını iddia etmiştir. Son yazısı Manzara’da Suriye’ye yönelik ağır eleştirilerde bulunan Emeç’in cinayeti ise aydınlatılamamıştır.

3)Uğur Mumcu

22 Ağustos 1942’de Kırşehir’de doğan Uğur Mumcu aslında bir hukukçu olmasına rağmen çok başarılı bir gazeteci ve yazardır. Her zaman terörün karşısında olmuş, özgürlükçü, Atatürkçü ve herhangi bir siyasi partiden bağımsız bir gazetecilik anlayışına sahip olmuştur. Kendisi gazeteciliği şu sözlerle tanımlamıştır:

“Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.
Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir."

Öldürülmesine Giden Yol

Son dönemlerinde çok fazla tehdit almıştır ancak devlet tarafından hiçbir zaman koruma verilmemiştir. Tehditlere rağmen silah kaçakçılığı, örgütlerin uyuşturucu bağlantıları, laiklik karşıtı gruplar ve bu grupların Amerika ile ilişkileri hakkında yazmaya devam etmiştir. 24 Ocak 1993 Pazar sabahı arabasını çalıştırdığı an önceden yerleştirilmiş olan bombanın patlamasıyla hayatını kaybetmiştir. Olay yerine polis, itfaiye ve olay yeri inceleme geldikten sonra devlet büyükleri beklenmiştir. Onlar beklenirken, olay yeri inceleme belki de katilin kim olduğunu ortaya çıkaracak bomba parçaları ve diğer kanıtları süpürerek gelecek devlet büyükleri için ortalığı temizlemişlerdir.

Katilleri Kimdi?

Uğur Mumcu’nun failleri bugüne kadar hâlâ bulunamamıştır. Her zamanki gibi birçok kişi yargılandı ama asıl katiller ortaya çıkamamıştır. Bu davada dikkat çeken iki açıklama olmuştu. İlki soruşturmada görevli savcılardan Ülkü Coşkun’un Mumcu’nun evine gittiğinde söylediği şu sözlerdir:

İkincisi ise dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın Mumcu ailesini ziyaretinden sonra söylediği şu sözlerdir:

İki söz de daha sonra sahipleri tarafından inkâr edilmiş ve o tuğla hiçbir zaman çekilmemiştir.

4)Ahmet Taner Kışlalı

10 Temmuz 1939’da Tokat’ta dünyaya gelen Ahmet Taner Kışlalı gazetecilik kariyerine Yeni Gün Gazetesi’nde spor muhabirliği yaparak başlamıştır. CHP milletvekilliği ve Kültür Bakanlığı da yapan Kışlalı, 1991 yılının sonlarından öldürülene kadar Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmıştır. Gazetecilik anlayışı Atatürkçü, laiklik, demokrasi yanlısı ve terör karşıtı olan Kışlalı, Haftaya Bakış adlı köşesindeki yazılarıyla cesur bir gazetecilik üslubuna sahip olduğunu göstermiştir.

Öldürülmesine Giden Yol

Her şey 13 Mayıs 1999’da Hayvanlar, Çocuklar ve Merveler başlıklı yazısını yazmasıyla başlamıştır. Bu yazıda Malatya’da düzenlenen başörtü yasağına karşı eylem yapanları sert bir dille eleştiren Kışlalı, işin başka bir boyutu olduğunu ve asıl amacın laikliğe bir tepki göstermek olduğunu anlatmıştır. Yazısını 

“Çocuklar.. Hayvanlar.. Ve toplumlar..
Birbirlerine çok benzerler.
Kararsızlık ödün getirir.. Ödün umut, umut da belirsizlik.
Ve bundan en zararlı çıkan da çocuğun, hayvanın ve toplumun kendisi olur!”

sözleriyle bitirmesi 13 Mayıs 1999 günü Akit Gazetesi’nin “Zorba kemalist gemiyi azıya aldı.” ve “Halkı köpeğe benzetti.” manşetleri atarak Kışalı’yı hedef göstermesine yol açmıştır. Akit Gazetesi aynı haberde Kışlalı’nın fotoğrafını büyük siyah çarpıyla çizerek onu hedef tahtasına oturtmuştur.

Bu olaydan yaklaşık beş ay sonra, 21 Ekim 1999 günü işe gitmek için arabasına bineceği sırada silecek ve kaput arasına sıkıştırılmış paketi eline alıp, arabasının kapısını açan Kışlalı’nın elinde bir bomba patlamış ve sol kolu kopmuştur. Eşi hastaneye götürse bile kurtarılamamıştır.

Katili Kimdi?

Günümüzde hâlâ faili meçhul olarak geçen cinayet Umut Davası’nda soruşturulsa da hiçbir sonuç alınamamıştır.

5)Hrant Dink

Ermeni bir ailenin çocuğu olarak 15 Eylül 1954’te Malatya’da dünyaya gelen Hrant Dink hayatı boyunca kendi halkı için mücadele vermiştir. Her zaman sol ve muhalif bir tarafta yer alan Agos Gazetesi'nde yazmış ve bu gazetede görev alarak Türkiye Ermenilerinin sorunlarını dile getirmeyi, Türk ve Ermeni toplumlarının barış içinde yaşamasını sağlamayı ve Ermeni kültürünü ana kaynağından aktarmayı amaç edinmiştir. 

Öldürülmesine Giden Yol

Hedef olarak gösterilmesi 6 Şubat 2004’te Agos Gazetesi’nde yaptığı bir haberle başladı. “Sabiha Hatun’un Sırrı” başlığıyla verilen haberde Antep asıllı Ermeni vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan’ın kendisinin Sabiha Gökçen’in yeğeni olduğunu ve Gökçen’in yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetim olduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine 22 Şubat’da Genelkurmay Başkanlığı tarafından uzun ve sert bir bildiriyle Dink kınanmıştır. Ertesi sabah ise valiliğe çağırılan Dink, kibarca tehdit edilmiştir. 

İlerleyen zamanlarda sözleri cımbızlanarak hedef hâline getirilen Dink, bir grup ülkücünün Agos Gazetesi'nin önünde eylem yapmasının ardından bir dava dosyasıyla karşı karşıya gelmiştir.

Türk düşmanı ilan edilmesinin ardından 6 ay hapis cezası almıştır.

Türklüğü aşağıladığı da söylenmiş ve bunun ardından tüm oklar Hrant Dink’e dönmüştür. Öldüğü gün yazdığı son yazısında şöyle demiştir:

“Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”

Kaleme aldığı son yazısını da umutla bitirdikten sonra gazeteden çıkan Dink, 19 Ocak 2007 günü Agos Gazetesi’nin önünde üç el ateş edilerek öldürülmüştür.

Katili Kimdi?

Cinayet işlendiğinde 17 yaşında olan Ogün Samast, Samsun Terörle Mücadele ekipleri tarafından “Aslanım benim!” denilerek karşılanmıştır. Samast, cinayeti tek başına işlediğini ve kendisini daha iyi silah kullandığı için seçtiklerini söylemiştir. Ona silahı veren Yasin Hayal, ifadesinde planı istihbaratçı Erhan Tuncel ile birlikte tasarladıklarını söylemiştir. Üçü de tutuklanmıştır. Ancak 16 yıl sonra 15 Kasım 2023’te Ogün Samast serbest bırakılmıştır.

Yıllarca halkın haber alması, toplumun bilinçlenmesi için çalışan ancak değeri bilinmeyerek katledilen onlarca gazeteciden beşi bu isimlerdir. Hâlâ gazetecilik yapan, insanlara gerçeği ulaştırmaya çalışan birileri varsa onlar Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Hrant Dink’in yolundan gitmektedirler.