Edebiyatta Bir Mühendis: Oğuz Atay'ın Sistemli Yıkımı
Matematiğe birebir iç dünyasının varoluş sancısıyla pişme süreci...
"Turgut’un oturduğu apartman, büyük şehrin kuzey doğusunda, enlemi kırk bir derece sıfır sıfır dakika kuzey ve kırk bir derece sıfır sıfır dakika bir saniye kuzeyle boylamı yirmi dokuz derece on iki dakika doğu ve yirmi dokuz derece on iki dakika bir saniye doğu olan noktalar arasında sıkışan bir arsa üzerine kurulmuştu."
Tutunamayanlar'ın başlarında bir yerde, hayatın ezici üstünlüğüyle boğuşurken ölçüldü bu koordinatlar. Yazar, bir aşkın altında kalmıştı; bağırdıkça üstüne yük koyuyorlardı. Ambeleye kalkacaktı, arabadan anlamayan insancıkların Bu arabanın halinden anlayan yok mu? bakışları arasında yanıp gidecekti. Oğuz Atay kendi dumanını yutarken bir yandan da markasına sövecekti; dumanına mahsus mürekkebiyle kendine bir Kullanım Kılavuzu çizecekti.
Selim'le bağdaşırken hayatını, anlıyoruz ki korkak bir babanın oğluydu Selim. Yüzlerce dize şarkılar yazarken sürekli ezdi kendini, yine acıyacaklara fırsat bırakmamak içindi. Turgut'u acılar içinde kıvrandırırken diyordu ki "Bu Turgut," buna bir şey diyemezsin. O öz benliği içinde yanarken okuyucu kitabı kapatacak, bir hayat kılavuzuna ihtiyacı olmadığını söyleyerek belki fırlatacaktı. Oysa Atay'ın kılavuzu bir türdeşi, bir disconnectus erectus içindi...
"Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır..."
Yerli yersiz bir vicdan azabı içerisindeydi. Kitaptaki diğer karakterler yine diğer Oğuz Atay'ın kişiliğinden bir parça almış karakterleri ezerken diyordu ki, belki de böyle yaparsam uyuşabilirim. Bırakıp gittiği karısına karşı 20 sene yatarı vardı, dalga geçtiği insanlara karşı bir 20 daha, annesini üzeceğini bile bile kızacağı işlere bulaşırkense toplam yatarı yüz seneyi aşar giderdi.
Bir gün bir avukat tuttu. İsmi İyiamaben, soyismi Böylebirhayatistemiyordum. Akranlarımrefahiçinde Üniversitesi Benniyesürüneyimki Fakültesi Hukuk Bölümü. Bu avukatın ilk davasıydı Turgut. Üstelik ne bir para aldı, ne de davayı yatırdı. Onu böylesine arasına koyan, ellerini tutan insanlara daha bir de tazminat mı verecekti? Duruşmanın ertesi günü de bir tatil şirketinde yer ayırtarak kafa dinlemeye karar verdi: Bendahaiyilerinihakediyorum Tours. Buranın sekreteri Oğuz'u kolunun yönetmeliğe aykırı olmasından dolayı sürekli danışmadan kovup duruyordu. Kovulduğu her seferinde hayatını getirdiği noktadan biraz daha pişman olur gibi olup, sonra yine Bendahaiyilerinihakediyorum Tours'a gidiyordu.
Onlarca defa reddedilmenin ardından artık kolunu kesmeye karar verdi. O gün Böylehayatdahaçekilebilir Vadisi'ne giden bir tur otobüsüne yer ayırtmayı başardı.
Artık her günü, vadiye doğru yol alırken eskilerini düşünürken onlarla vadide karşılaşarak onlardan kaçmasıyla geçiyordu. Onlar da mı Böylehayatdahaçekilebilirliydi..?
Eridi... Eridi... Sürekli vadiye ve köyüne gelgit yaparak otobüsün pencerelerinde eridi, cürufu denizleri doldurdu. Artık her şeye gülebilirdi, her şeye ağlayabilirdi, hiçbir şeye gülmeyip hiçbir şeye ağlamasa da yeriydi; elde tutulunca turuncuya boyayan inşaat demirinden bir kalbi ve sıvadan bir yüzü vardı. Bu yüze ne istese verirdi. Zaman geçti geçti, başka insanları da inşaat malzemesi sandı. Artık binaya bir iç tasarım vaktiydi. Kılavuzu yazdı.
Yüzleri aynı senaryoyla artık sıvadan oluşup ona istediği şekli veren ve artık acıdan ve kasvetten ve kıskançlıktan ve sonsuz ambeleden kalpleri kaskatı kesilmiş insanlara, binalarını güzel dizme kılavuzu. Başka binaları ve sıva çuvallarını tespit etme ve spatulayla bunlara çiçek deseni verme rehberi. Bir sıva çuvalının açık havada kalıp katılaşmasını bahane ederek tüm sıva çuvallarına katılaşıp kullanışsız hale gelmemek için öğütler.
Biricik aşkı tutuyordu ama elinden Oğuz Atay'ın. Zevkle kalemi eline alıp çiziyordu üzerine teğetleri, kirişleri... sessizce fısıldanan tanıdık yalnızlıklarda bile tam ortada bir pergel; çiziyor, çiziyor, çiziyor... Kılavuzun en can alıcı noktası. Yüce plana tahminler sıralaması. Kalemini bir sevda aracı yapmış, aşkını geometrik bir düzene oturturken bile o düzensiz, o tanıdık yalnızlığı fısıldıyordu. Teğetler birbirine değmeden geçip gidiyor, kirişler ise yükü taşıyamayıp çöküyordu—tıpkı onun romanlarındaki kahramanlar gibi, tutunamayıp düşenlerin sessiz çığlıklarıyla. Satır aralarında gizlenmiş Tutunamayanlar'ın hüznüyle değil, bu kez biricik sevgilisine adanmış umut dolu bir melodiyle tutunmanın yolunu bulmuştu hayata. Kağıt, onun ellerinde bir aşk tapınağına dönüyordu; ne çöküş vardı ne de yalnızlık, sadece iki ruhun sonsuz bir çizgide buluştuğu o büyülü an...