Fikirlerimiz Kime Ait?

Çevremizdeki insanlar sadece düşüncelerimizi geliştirmek ile kalmaz, aynı zamanda onların temelini de oluştururlar.

Belli bir yaşa gelene kadar, davranışlarımızı oluşturan unsurları bizi yetiştiren kişilerden, büyürken hep etrafta olan rol modeli konumuna yerleştirdiğimiz insanlardan alırız. Herkesin nevi şahsına münhasır kişilik özellikleri elbette vardır ama isteyerek ya da istemeyerek, az ya da çok mutlaka onları da yansıtır hareketlerimiz. Peki, o “belli bir yaşa” gelince ne olur? Fikirlerimiz nasıl değişir?

Belli yaşın kaç yaş olduğu herkes için özneldir ve illa ki herkes zorla değiştirecek diye bir şey yoktur. Bazıları farkında bile olmadan bir bakmış ki açılmış biraz bulunduğu kıyıdan. Tüm bunlar deneyimlere göre şekillenecek olgulardır. Kimileri onları büyüten kişilere mesafesini değiştirmez ve belki de büyük değişim onlara uğramaz. Aynı davranışları, fikirleri benimseyerek devam edebilirler hayatlarına ama ben bana göre azınlık olan bu kitleden bahsetmeyeceğim.

Zamanla deneyim kazanır ve olgunlaşırız evet, fakat bunun dışında bence fikir değişikliğindeki en büyük etki arkadaşlarımızdan gelir. Burada bahsettiğim şey “arkadaş bizi kötü yola sürükleyebilecek potansiyele sahiptir” gibi bir etki değil. Daha entelektüel düzeyde; sohbet ederken, global olaylara bakış açısı geliştirirken veya Instagram’da gördüğümüz birini eleştirirken ilmek ilmek işlenir düşünceler kafamıza. O an hemfikir olmasak bile eğer açık görüşlü biriysek arka planda evirir çeviririz kafamızda birkaç gün. Sonraki görüşmede bir daha bahsederiz, biraz daha derine ineriz. Oradan bir tutam, buradan bir tutam derken size ait ham düşünce bir bakmışsınız etraflıca oluşturulmuş bir teoriye dönüşmüş ve bir sonraki sosyal aktivitede “benim bu konudaki düşüncelerim şöyle” diyerek anlatmaya başlamışsınız.

Ek olarak arkadaşlar söz konusu fikirler olduğunda çok iyi bir empati aracı görevi de görürler. Örneğin birinin bir hareketine çok sinirlendiniz ve saatlerce söylendiniz. Ne kadar kötü bir insan olduğundan girip nasıl bedel ödetebileceğinizden çıktınız. Tam o an arkadaşınız gelip zamanında onun da böyle bir şey yaptığını ve arkasında yatan sebepleri anlattığında bakış açınızı değiştirmeniz için fırsat yaratmış olur size. Bu insanı sevdiğinizi, saydığınızı varsayarsak ve o da böyle bir davranışta bulunduysa biraz durup olay üzerine sakince düşünebiliyor hale gelirsiniz.

Tam tersi olur ve bunların eksikliğini de çekebilirsiniz. Bazen etkileşimde olmak yorucu hissettirdiğinde kendimizi izole ederiz. Evden çıkmayız, kahve davetlerini öngörülebilir ama belirsiz gelecekteki tarihlere erteletiriz. Bu süreçlerin sonunda şöyle bir kafanızı yoklarsanız eminim ki sahip olduğunuz bakış açılarınızın pek de gelişip değişmediğini göreceksiniz. Yeni bir dizi izlediysek fikir sahibi olabiliriz ama o ilk fikrin bir adım ötesine geçemeyiz. Burada internetten okuduğunuz ve katkı yapan şeyleri hesaba katmıyorum çünkü karşılıklı bir anlık etkileşim söz konusu değil bunlarda çoğu zaman. Yazar söyler ve siz anlarsınız.

Yani bana kalırsa, o “belli bir zaman”a kadar bizim fikirlerimiz bizi yetiştirenlere aittir. Sonrasında ise temelini attığımız her fikrimizi arkadaşlarımızdan ilhamla bir bütün haline getirebiliriz. Başkasından duymadıkça, anlamadıkça, anlamaya çalışmadıkça yerimizde saymaktan öteye geçemeyiz. 


Görsel Kaynakları: 1 / 2