Film Eleştirisi:"Boğa Boğa"

Düşünüldüğü kadar ses getirdi mi?


Netflix'te gösterime gireli daha birkaç gün olan, herkesin merakla beklediği Boğa Boğa filmini tabi ki popüler kültürün bir parçası olarak ben de izledim.

Öncelikle film için konusu gereği çok yüksek bir beklentim yoktu bunu söylemeliyim. Yine de izlemeye başladığımda dikkatimi çekmedi desem yalan söylemiş olurum.

Yalın adlı bir adamın hayatının önemli bir kesitini -hatta dönüm noktası olarak da söyleyebileceğimiz bir kesitini- izleme fırsatı buluyoruz.


Yalın, çocukluğunun kasabası Asos’a döner. Bakalım her şey bıraktığı gibi mi?

Ya da o bıraktığı gibi mi?



Çok sakin bir akışla başlayan bu filmde sakinliğin içinde huzur bulmaya çalışan Beyza ve Yalın çiftini görüyoruz. Ardında bıraktıkları lüks, gösterişli hayattan kaçmak zorundalar…

Bu sebeple soluğu her şeyin başladığı,Yalın’ın özüne döndüğü yerde buluyorlar.

Çünkü tek çare oraya kaçmak!

Filmin başında detaylar çok net işleniyor. Karakterler çok soğuk ve farklı yansıtılmaya çalışılmış. Aynı zamanda izleyicide de bir gerilim kuşku yaratılmak amaçlanmış.

Sanki herkesin bir derdi varmış gibi…



Başka bir yerden kaçıp, kaçtığı kuyuya geri dönen hatta daha beterine…

Ve 

elini yine kana bulayan biri..

Yalancılık ve hırsızlık teması üzerine kurulu bir filmin konu alındığını görüyoruz.

Bir insanın hayvani iç güdülerinin ortaya çıkışını ekrana daha çok yansıtılışını izliyoruz. Bu yönümüzle -hepimizin içinde bir yerlerde var- ekranda karşılaşmak bana çok vurucu bir etki bıraktı. İçimde tarifsiz bir soğukluk oluştu ve bence bu da yaratmak istedikleri duyguyu bana işlemiş olduklarını gösteriyor.


Evet bir şekilde bir cinayet işleniyor fakat insanların bu durumla başa çıkışı ya da birbirleriyle olan probleminin ele alınışı o duyguların yansıtılışı… işte ilkel duygularımızın çıkışı burada. Az önce bahsetmiş olduğum o soğuk duygu burada oluşuyor. İlkelliğimizden, orada bize işlenen duygulardan kaçış, halbuki oradaki tek dertte bir yaşam-ölüm savaşıydı.




Kıvanç Tatlıtuğ…

Herkesin karizmasına hayran olduğu -şahsi olarak benim çocukluk aşkım olan-bu adamın yaptığı her işe hayranım fakat yıllar geçtikçe işinde yarattığı başarıyı da konuşmazsak ona haksızlık etmiş oluruz. 

Yaptığı her iş ses getiriyor evet, ama o artık yıllar geçtikçe oynadığı her karakteri adeta YAŞIYOR!


Film şahsi olarak beni kendine çeken bir film değil. Konu olarak insanların hayatlarında haberlerde bile olsa karşılaştığı fakat hiç bunu yaşatan insanın bundan sonra hayatı nasıl olur diye sorgulamadığı bir konuyu ele alıyor oluşuyla zaten -bana göre- dikkat çekici. Fakat film şahsi olarak beni kendine çeken bir film olmadı. Bu sebeple sadece yapılan işin kendi alanında ilgi duyanlara çok başarılı geleceğini düşünüyorum. Çünkü bu tarz sahibi bir film. Yani herkes izlesin bol etkileşim oluştursun filmi değil. 

Bu da bir noktada güzel bir şey (bana göre). Kendisinin artık kariyer anlamında farklı şeyler denemek istediğinin buna tecrübe olarakta hazır ve yeterli olduğunu düşündürtüyor.

Yalancı ve düzenbaz bir adamın düşmanları içinde yaşama tutunmasını aynı zamanda da pişmanlıklarını, hayata karşı koyverişini, belki zamanında herkese efelenirken şu an kasabasının jandarmasının karşısında bile süt dökmüş kediye dönüşünü… tüm bu geçişleri son derece gerçekçi bir şekilde yaşatarak bize hissettiriyor Tatlıtuğ.

Yavaş bir akışa sahip olan bu filmde daha çok Kıvanç Tatlıtuğ’un oynadığı Yalın karakterinin psikolojik çöküşünü izliyoruz.

Filmin yaratmak istediği o psikolojik gerilim ve gerilimle gelen korku havasını anladım. Yalın’ın karşılaştığı her karakterin onun için potansiyel bir tehdit unsuru olduğunu hissetmek normal şartlarda sizi filme bağlayan bir merak unsuru olmalıdır ama bu durumda film beni çekmediği için ve yapay duran bir nefret ögesi ile karşılaştığım için açıkçası filme devam dahi edemedim.


Aslında bazı küçük detaylar çok güzeldi. Evin bahçesine manzaraya karşı diktiği o kaktüs mesela… onun ardındaki anlamı görebilmek isterdim. Devam edebilmek için sebebim olsaydı,aynı zamanda nasıl sonuçlandığını da görmek isterdim.. 

Filmin ara kısmında gerçekleşebilecek olağan şeyleri tahmin etmek maalesef beni biraz uyku moduna getirdi.

Bu kadar güzel bir başlangıç yapıp yazımı daha eleştirel bir boyuta doğru taşımak planlarımda yoktu doğrusu…

Ama fikirlerinizi merak ediyorum. Sadece ben mi böyle bir düşünceye vardım? Devam etmeli miyim? 

Fikirlerinize açığım…


Evet.

Herkesin emeğine sağlık demek benim cümlelerimin en iyi sonu olacaktır muhtemelen.

Başka Tatlıtuğ filmleri ile görüşmek üzere…