Gençlerin Politik Katılımı ve Demokrasi Mücadelesi
Herkes Özgür Olana Kadar Hiç Kimse Özgür Değildir.
Toplumsal sorunlar karşısında sessiz kalmak yerine politik süreçlere katılmak, kendi haklarımızı savunmak ve toplum için daha iyi bir gelecek inşa etmek adına bir araya gelmek büyük bir gerekliliktir. Ülkenin geleceğinin garantisi olarak görülen gençlerin, karar alma süreçleri ve katılım mekanizmalarında yer alması, daha etkin bir yönetim için son derece önemlidir. Gençler, toplumun en dinamik ve en çok potansiyele sahip kesimini oluştursa da günümüzde birçok genç, mevcut düzenden rahatsızlık duysa bile politikadan uzak durmayı tercih ediyor. Ancak apolitik olmak, bazen kişisel bir tercih olarak görülse de toplumsal sorunlara karşı duyarsız kalmak anlamına gelebiliyor.
Bu durumun altında yatan sebeplerden biri de gençlerin siyasete değiştirici bir güç olarak katılmasının engellenmesi. “İşi bilene bırakın, siz ne bilirsiniz” zihniyetiyle gençler politik süreçlerden dışlanıyor. Bu zihniyet, gençlerin kendi geleceğine dair söz sahibi olma hakkını ellerinden alırken, toplumsal değişim için gerekli olan enerjiyi ve yaratıcılığı da köreltiyor. Oysa politika sadece seçimler ve partilerden ibaret değildir; aynı zamanda toplumun geleceğini şekillendiren kararların alındığı bir süreçtir.
Dünyada ve Türkiye’de Politik Baskılar
Güçlünün güçsüzü ezdiği bu dönemde, hukuksuzluklar dünyanın birçok yerinde artış gösteriyor. Örneğin, Amerika’da Filistin’i desteklediği için bir kadının sokak ortasında gözaltına alınıp sınır dışı edilmesi veya Suriye’de Esad rejimine karşı çıkanların öldürülmesi ya da kötü koşullarda hapishanelere kapatılması, özgür düşünceye ve ifade hakkına yönelik baskıların açık göstergesidir. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarında ateşkes anlaşmalarına rağmen hastanelerin, okulların ve sivillerin hedef alınması, dünya devletlerinin buna sessiz kalması, demokrasinin küresel anlamda ciddi bir yara aldığını gözler önüne seriyor.
Türkiye’de ise politik baskılar farklı biçimlerde kendini gösteriyor. İktidara karşı çıkan öğrenciler, gazeteciler, siyasetçiler ve hatta akademisyenler baskılara maruz kalıyor. Ülkenin önemli üniversitelerinden birinde yaşanan diploma iptalleri ve siyasi müdahaleler, Türkiye’nin demokratik değerlerden ne kadar uzaklaştığını ortaya koyuyor.
Özgürlük ve Birlikte Mücadele
Son dönemlerde gerçekleşen protestolarda, farklı kimliklerden ve düşüncelerden insanların ortak bir noktada buluştuğunu gözlemliyoruz. Milliyetçiler, Kürtler, LGBTİ+ bireyler, feministler ve işçiler; yani özgürlüğü savunan herkes, sokaklarda bir araya geliyor. Bu birliktelik, özgürlüğün ancak birlikte kazanılabileceğini hatırlatıyor: "Herkes özgür olana kadar hiç kimse özgür değildir."
Peki fiziksel olarak eyleme katılmayanlar ne yapmalı?
Türkiye’de fiziksel olarak eylemlere katılamayanlar da toplumsal mücadeleye katkı sağlayabilir. Sosyal medya üzerinden farkındalık yaratmak, protestolarla ilgili bilgi ve gelişmeleri paylaşmak, boykot çağrılarına kulak vermek, imza kampanyalarına katılmak ve demokratik hak ihlallerine karşı dayanışma göstermek gibi birçok yol mevcut. Ayrıca, güvenilir kaynaklardan bilgi edinerek doğru haber akışını sağlamak ve dijital dayanışma gruplarına katılmak da önemli bir rol oynar. Politik katılım sadece fiziksel varlıkla değil, dijital platformlarda da güçlenebilir.
Gençler olarak, politik süreçlerden uzak durmak yerine haklarımızı savunmalı ve toplumsal sorunlara duyarsız kalmamalıyız. Sesimizi duyurmak, politik alanlarda varlık göstermek ve değişim mücadelesine katkı sağlamak; sadece bizim değil, gelecek nesillerin de daha adil bir dünyada yaşaması için şarttır.