Günlük Hayatta Kullandığımız Ama Anlamını Pek Bilmediğimiz Kelimeler
Günlük hayatta sıkça kullandığımız kelimelerin ilginç kökenlerini keşfetmeye ne dersin? Bazılarının hikâyesi tahmin ettiğinden çok farklı!
Bazı kelimeleri o kadar sık kullanıyoruz ki sanki anlamını ezbere biliyormuşuz gibi geliyor. Ama işin aslı öyle mi? Mesela biri “Abi bu tam bir fiyasko!” dediğinde, gerçekten "fiyasko"nun nereden geldiğini biliyor muyuz? Yoksa kulağa havalı geldiği için mi kullanıyoruz?
Fiyasko
Bir işin tamamen başarısız olması anlamına geliyor. Ama kelimenin aslı İtalyanca “fiasco” yani "şişe." Tiyatro oyuncularıyla ilgili bir hikâyeden geldiği söyleniyor: Sahnedeki oyuncu o kadar kötü bir performans sergiliyor ki seyirciler onu yuhalıyor. Adam da sinirlenip “Tamam, madem öyle, ben de gider şişe yaparım!” diyor. O günden sonra İtalyanca’da başarısız işler için "fiasco" kelimesi kullanılmış, biz de alıp dilimize katmışız.
Zaptiye
Şimdi pek duymuyoruz ama eskiden polis ya da jandarma için kullanılırdı. Kelimenin kökeni Osmanlıca "zabt" kelimesinden geliyor, yani “bir şeyi kontrol altına alma.” Zaten bugünkü "zabıta" kelimesi de buradan türemiş. Eskiden mahallede düzeni sağlayan kişilere "zaptiye" denirmiş, şimdi biraz nostaljik bir kelime olarak kaldı.
Angarya
"Abi şu angarya işleri bana kitleme!" dediğimizde, genelde sıkıcı veya gereksiz işleri kastediyoruz. Ama aslında kelime, Osmanlı döneminde zorla çalıştırılan köylülerin yaptığı ağır işler için kullanılıyordu. Yani bugün "angarya" dediğimiz şey, eskiden gerçekten zorla yapılan, emek sömüren işlerdi.
Lak lak etmek
"Boş boş konuşmak" anlamına geliyor ama neden "lak lak?" Aslında bu kelime, kuş sesinden geliyor! Suya konan kazların çıkardığı "lak lak" sesleri zamanla boş konuşma anlamında kullanılmaya başlanmış. Demek ki çok konuşanlara kaz muamelesi yapıyormuşuz farkında olmadan!
Tırışkadan nağmeler
Tam öğrenci kafasına uygun bir tabir! Genelde “önemsiz şeyler” anlamında kullanıyoruz ama kökeni tam bir sürpriz. "Tırışka" kelimesi, Osmanlıca’da “kalitesiz, sahte” anlamına geliyor. "Nağme" de malum, müzikte ezgi demek. Yani "tırışkadan nağmeler" dediğimizde, aslında sahte ezgiler gibi bir şey söylüyoruz.
Kaşla göz arasında
Bir şeyin çok hızlı olup bitmesini anlatmak için kullandığımız bu deyim, aslında biraz esnaf dili gibi. Eskiden hırsızlar ve dolandırıcılar, insanları kandırmak için ellerini ve yüz ifadelerini çok hızlı kullanırmış. Yani bir şey "kaşla göz arasında" olduysa, büyük ihtimalle bir hinlik vardır!
Tulum çıkarmak
Sınavdan 100 almak, maçta bütün golleri atmak ya da oyun oynarken herkesi yenmek... İşte tam anlamıyla "tulum çıkarmak!" Peki neden "tulum?" Eskiden kumar oynayanlar, bir oyunun tüm ellerini kazandığında parayı özel bir kese ya da tulumun içine koyarmış. Her eli kazanıp tüm parayı cebe atmak "tulum çıkarmak" deyimini doğurmuş.
Bodoslama dalmak
Hiç düşünmeden bir şeye atılmak, hesapsızca hareket etmek... "Bodoslama dalmak" denince akla hemen ani kararlar geliyor. Kelimenin kökeni denizcilikten geliyor. Gemilerin burnu suya hızla girerse, buna "bodoslama giriş" denirmiş. Bugün de aynı mantıkla, bir konuya hızlıca ve hazırlıksız girenlere "bodoslama daldı" diyoruz.
Çantada keklik
“Bu iş kesin bizde, çantada keklik!” dediğimizde, bir şeyin garanti olduğunu anlatmak istiyoruz. Ama neden çanta ve neden keklik? Eskiden avcılar, kolayca yakalanan keklikleri çantalarına koyarmış. Yani avlanması zor olmayan, garanti av anlamında kullanılmış. Bugün de kolay ve kesin gözüyle baktığımız şeyler için bu tabiri kullanıyoruz.
Ele güne karşı
Bir şeyi sırf başkaları ne der diye yapmak... Aslında hepimizin biraz maruz kaldığı bir durum. “Ele güne karşı rezil olmak” ya da “ele güne karşı iyi görünmek” gibi cümlelerde duyuyoruz. "El" burada "başkaları," "gün" de toplum anlamında. Yani, halkın ve çevrenin gözündeki imajımızla ilgili bir durum.