Hayal Gücünden Gerçeğe

Çocuklukta filizlenen hayal gücünün, nasıl büyük fikirlere dönüştüğünü anlatmak yaşla değil, içimizdeki çocukla mümkün...

Küçükken dünyaya karşı daha hevesli, daha cesur ve üretmeye çok daha açık oluyoruz. Bence bunun en temel nedeni hayal gücü. İnsan kaç yaşında olursa olsun önce düşünmeli, tasarlamalı. Ama büyüdükçe risk alma isteğimiz azalıyor, sınırlar daha net çiziliyor. Bu da bizi ister istemez daha temkinli, daha az hayal kuran bireylere dönüştürüyor. Oysa çocuklar için böyle değil, onlar için her şey mümkün. Bu yüzden üretme, tasarlama ve hayal etme konusunda yetişkinlere göre çok daha özgürler.

Bir çocuğun babasının garajında oyun oynarken etraftaki aletleri kurcalaması bile içinde bir merak duygusu uyandırabilir. O küçük kıpırtı, ileride büyük fikirlerin temelini oluşturur. Örneğin Kanadalı Joseph-Armand Bombardier, henüz 15 yaşındayken babasının eski otomobil motorunun başka ne işe yarayabileceğini düşünüyordu. Yaptığı denemeler sonucunda motoru bir kızağa yerleştirme fikri aklına geldi ve abisinin de yardımıyla ilk kar motosikletinin temelini attı. Aynı şekilde George Nissen, çocukken sirklerde trapez gösterilerini izlemeyi çok severdi. 16 yaşına geldiğinde evlerinin atölyesinde kurduğu basit bir düzenekle trambolini ortaya çıkardı.

Louis Braille’in hikâyesi de bunun güçlü bir örneği. Beş yaşında görme yetisini kaybetmesine rağmen okumaktan vazgeçmedi. Yaşadığı zorlukları kabullenip kenara çekilmek yerine, çözüm üretmeyi seçti ve 15 yaşında bugün hâlâ kullanılan Braille alfabesini geliştirdi. Her harfin kabartmalarla ifade edildiği bu sistem, milyonlarca insanın hayatını kolaylaştırdı.

Kartondan kask yapıp kendimizi astronot sandığımız, koltukları lav gibi düşünerek yere basmamaya çalıştığımız ya da Legolardan evler yaparken kendimizi mühendis gibi hissettiğimiz zamanlarda hayat daha renkliydi. Aslında o günlerde yaptığımız şey hayal kurmaktı. İnsan, düşünce dünyasında ne kadar derin ve özgür tasarlarsa ortaya çıkan sonuç da o kadar anlamlı oluyor. Geçmişten bugüne tüm buluşların ortak noktası, iç sesi dinlemek ve içindeki çocukla bağını koparmamak. Bu yüzden yaş kaç olursa olsun, üretmenin yolu hâlâ içimizde saklı duran o çocuktan geçiyor.