Karanlık Gelecek Tahminleri: Distopyaların Edebiyatta Popülerliği Üzerine #1

Edebiyatta gelecekte dünyanın nasıl olacağı konusunda sayısızca tasvir yapıldı. Distopyalar günümüzde en popüler olanı. Peki sizce neden?


Edebiyat eserlerinde gelecekte dünyanın nasıl olacağı konusunda sayısızca tasvir yapıldı. Bu tasvirlerin ve gelecekteki dünya düzeninin nasıl olacağı konusunda haklı çıkan ve çıkmayan birçok tahmin bulunmasına rağmen edebi alana bakıldığında yazarların yaşadıkları dönemlerin nasıl evrileceğini tahmin etmeye yatkın oldukları çok açık bir gerçek. Madalyonun iki yüzü var, geleceğe olumlu ve daha umutla bakanlar bu tasvirleri ütopya olarak tanımlarken; karamsar bakanlar distopya olarak tanımladı.

Bu tanımlara çoğumuzun aşina olması birçok edebi eserde etkisini gösteren bu türün geçerliliğini korumasından kaynaklanıyor çünkü distopyalar ve ütopyalar her ne anlatırsa anlatsın kendi gerçekliğimizden parçalar taşımaktadır.

Ütopyalar, distopyalar kadar popüler sayılmaz. Karanlık gelecek tahminleri, dünya düzeninin çöküşü, çeşitli felaketler, savaşlar... Bu konseptler aslında çekici değil hatta oldukça korkutucu fakat bazılarının yaptığı tasvirler gerçeklikten çok da uzak değil.

Bu açıdan bakarsak distopyalar bizlere faydalı bile olabilir.

Peki neden distopyaları seviyoruz?

  1. Politik eleştiriler ve devlet düzenlerinin farklı olarak tasvir edilmesi: Çoğu distopya büyük bir felaketten sonra kurulmuş yeni bir yönetim sisteminin yönettiği halkları baskı altında tutmaya çalışarak yönetmesini eleştirir. Genellikle zenginlikler belli kesimlere verilmiştir ve geride kalan baskı altındaki gruplar sefalet içerisinde yaşamaktadır. Elbette, çoğu edebi eserde ana karakter bu yönetime baş kaldırıp düzeni daha adaletli hale getirmekle görevlidir. Örneğin Açlık Oyunları (Suzanne Collins) üçlemesinde Mıntıka düzeniyle yönetilen on iki farklı mıntıkanın en baştaki Capitol tarafından baskılanması sonucunda bir isyan çıkmasıyla baskıcı düzenin değişmesi.
  2. Toplumların alışılagelmiş kurallar dışında hayatlarını sürdürmeleri: Bazı distopyalar ise günümüzdeki toplum kurallarını değiştirerek okuyuculara farklı gelecek tahminlerini gösterirler. Buna verebileceğim en farklı örneklerden birisi, Lauren Oliver'ın Deliryum (Delirium) üçlemesi olacaktır. Bu üçlemede toplumda aşk ve aşık olmak yasaktır. Devlet düzeni insanların aşk hayatına karışmaktadır. Komik değil mi? Aşktan sesli olarak bahsedilmemesi gerekilen kötü bir şeymiş gibi bahsedilmektedir. Devlet ise vatandaşlar belli yaşlara geldiğinde onları belli testlere sokarak kendilerine uygun eşleri seçer ve toplum düzeni bu devlet düzeninin tabiri caizse çöpçatanlık yapmasıyla sürdürülür. Fakat çoğu distopyada olduğu gibi ana karakter bu düzene başkaldırmaktadır.
  3. Macera ve aksiyon ögelerinin eserlerde daha iyi yansıtılabilmesi, belli bir dünya düzeninde sürmesi: Kişisel fikrim çoğu distopya kendine has bir dünya düzenine sahip olduğu için okuycuların bu dünyalara daha kolay adapte olması sebebiyle genellikle macera, aksiyon, romantizm gibi yan ögeler distopya edebiyatında daha iyi yansıtılıyor. Distopya evreni etrafında dönen yan temalar okuyucuların ilgisini daha kolay çekiyor.

Bu üç maddeden daha fazlası var fakat genel anlamda aklıma gelen en belirgin özellikler bunlar olduğu için daha detaylı aktarmak istedim. Bunun dışında distopyaların popülerliği ana karakterle kolay ilişki kurabilmemizden de kaynaklanıyor. Ana karakterin distopik evrenle, kendilerini yönetenlerle, şartlarla mücadele etmesi bizlere çekici geliyor.

Karakterlerin iç çatışmaları ile daha kolay empati kuruyoruz çünkü okuyucu olarak onların bakış açısından olaylara dahil olduğumuz için bizler de karakterlerin yaşadıklarını içselleştirebiliyor veya eleştirebiliyoruz.

Sonuç olarak, edebiyatın önemli bir türü olan distopyalar daha uzunca bir süre biz okuyucuların ilgisini çekmeye devam edecektir. Gelecek bizler için bir bilinmezdir fakat edebiyat ile farklı geleceklere gidebilmemiz her zaman mümkündür.