Keşifler, Sömürgecilik ve Modern Kapitalizmin Doğuşu  

Bu deneme 15. Yy'da başlayan kıtaların keşfi ile birlikte modern kapitalizmin ortaya çıkış sürecini incelemektedir.


1400’lü yıllarda insanlar ekvatora doğru gidildikçe güneşin kavurucu sıcaklığının arttığını ve geçit veremeyecek kadar yakıcı olduğunu düşünmekteydiler. Fakat Ferdinand Magellan yaptığı seferlerle bu algıyı değiştirmeye başladı (Gingerich ve MacLachlan, 2005: 11). Benzer şekilde insanlar dünyanın evrenin merkezi olduğuna ve evrenin dünya için yaratıldığına olan bir inanç vardı. Nicolaus Copernicus dünyanın güneş etrafında dönen gezegenlerden biri olduğu gerçeğini açıklayarak evrenin yeryüzü için var olduğu fikrine dayanan dünya merkezli inanışın temellerini sarstı (Gingerich ve MacLachlan, 2005: 13). 1400’lü yılların sonuna doğru gelindiğinde Christopher Colombus denizaşırı seferleriyle Avrupa’nın yeni kıtaları keşfetmesine yol açtı (Burada Amerika’nın keşfi, Avusturalya’nın keşfi terimlerini kullanmak yanlış olacaktır. Çünkü bu coğrafyalarda zaten yerli halklar yaşamaktadır. Keşif teriminin yerine Avrupa’nın bu kıtaları keşfetmesi gibi bir ifade kullanmak daha doğru olacaktır.). Fakat bu keşifler diğer örneklerden farklı bir amaca hizmet etmiştir. Çünkü yapılan keşifler birçok acıya, ölüme, yerli halkların katledilmesine, köleleştirmeye, kolonileşmeye sebep olmuştur. Yapılan bu keşifler bugün dahi hala birçok üçüncü dünya ülkesinin diğer ülkelerden geri kalmasındaki en büyük sebep olan kolonileşmeyi, denizaşırı köleliği ve sömürgeciliği ortaya çıkarmıştır (Phillips ve Phillips, 1992: 6). Bu durum sadece toplumsal boyutlarda olumsuz sonuçlara sebep olmamıştır. Ayrıca bu keşifler, sömürgeler ve kolonileşme sonucu soykırıma uğrayan yerli halkların yanında birçok memeli hayvan popülasyonunda da gözle görülür bir azalma olduğunu ekler Churchill (2002: 16) ‘’Struggle for the Land: Native North American Resistance to Genocide, Ecocide and Colonization’’ adlı kitabında.

Aydın olan beyazlara göre yerli halklar ‘’vahşi’’ ve ehlileştirilmemişlerdi. Bu durumlarından kurtarılmaları, onların aciz ve muhtaç hallerine son verilebilmesi için dışarıdan bir müdahaleye, ‘’beyaz adamın misyonu’’ na ihtiyaç vardı. (Bauman, 2015: 11). Çünkü binyıllarca izole olarak dış dünyadan bağımsız yaşayan, kültür ve geleneklere sahip batının ‘’Indianness’’ (Churchill, 2002: 15) diye adlandırdığı bu toplum geriydi, gelenekseldi, modern dışıydı.

‘’Gerçekten, "gelenek" modernite adındaki yeni, gösterişli dünyanın öncüleri için aşağılık bir kelimeydi. Çalışma etiğinin karşı çıktığı, ahlaki açıdan utanç verici ve kınanacak eğilimleri temsil ediyordu: Dün sahip olduklarına bugün de razı olabilmek, "daha fazla"dan kaçınmayı kabul eden ve elde etmek için daha fazla çaba göstermek (aslında kaba, acımasız, nefret uyandıran ve mantık dışı olan alışılmamış bir düzene boyun eğmek) gerektiğinde daha iyiyle ilgilenmemek gibi alışkanlıkları olan kişilerin eğilimleri.’’ (Bauman, 1999: 22).

 Ve evet doğru olan, uygulanması gereken, toplumsal olan şey ilerlemeydi, batıya ait olandı. Fakat toplumsal olan şey, ilerleme ne idi? Güce sahip olanın diğerleri üzerinde tahakküm kurması mı, yapılan icatlar, buluşlar, keşifler sonucu elde edilen bilginin istila, yok etme, köleleştirme üzerine kullanılması mı? Veyahut doğa ile barış içinde, günlük ihtiyaçları giderme dışında ek bir fazlalığa gerek duymadan yaşamın sürdürülmesi, dünyaya gelirken sahip olunan şeylerle yine bu dünyadan ayrılmak mı? Hangisi daha çağdaş bir yaşam biçimi, hangisi daha toplumsal ve sürdürülebilir? Belki de yerli halk insan kavramını niteleyen şeye ulaşabilmişti kim bilir? Çağın gerekliliklerine tüm toplumların sahip olması gerekiyorsa ve bu gereklilikleri yerine getirmeden toplumlar ayakta kalamayacak ise bunun aksini kanıtlayacak günümüzde hala izole olarak kalabilmiş birkaç kabile avcı toplayıcılık ve ilkel kabile biçimiyle yaşamlarını sürdürebilmektedir. Fakat ne yazık ki doğa üzerinde yıkıcı etkilere sebep olduğumuz son 200 yıl içerisinde binlerce yıl hayatta kalmış olan bu kabileleri de yok olmayla yüz yüze bırakmaktayız. Ayrıca kendimizi de, diğer canlı türlerini de, doğayı da...

İlerleme adı altında:

‘’Muhtemelen 15 milyon civarında Afrikalı köle, Kuzey ve Güney Amerika’ya sevk edilmiştir; ancak yurtlarından edilen bu insanların büyük bir kısmı yolda ölmüştür. Dolayısıyla, köklerinden koparılan insanların gerçek sayısı bu rakamdan çok daha yüksektir. Avrupalılarla temas sonucu ortaya çıkan hastalıklar ve kötü beslenme, bu toplam sayıyı daha da yükseltmiştir. Kuzey Amerika’da yerli nüfus 18. yüzyılın sonu itibariyle tamamen yok edilmiştir. Güney Amerika'nın yerli nüfusunun 16. yüzyılın başlarıyla 18. yüzyılın ortalan arasında kalan dönemde yüzde 40 oranında azaltıldığı hesaplanmıştır.’’ (Giddens, 2012: 134-135).

Eğer ilerlemenin, gelişmenin, insan olmanın karşılığından anlaşılan bu ise evet hedeflenen gerçekleşmiştir. İnsanoğlu büyük bir ilerleme kaydederek kendilerine göre geri olan, toplumsallaşmamış kabileleri yok etmiş veya kendi ölçülerine göre sayılarını kısıtlamış, hayatlarını bağışlamıştır. Doğa durumunda güçlü olan hayatta kalır. Bu yüzden sonuç olarak zayıf olan bu kabilelerin yok edilmesi doğal hayatın bir gerekliliği diye anlaşılabilir. Fakat insan kendini doğal bir varlık olmaktan binlerce yıl önce çıkarmıştır. Onun güçlü ve zayıf olana yüklediği anlam ile doğa durumundaki güçlü zayıf arasındaki anlamın birbiri ile pek bir alakası yoktur. Çünkü onun aklında artık metalaştırma, mülkiyet, artı değer gibi doğaya ait olmayan, yapay kavramlar bulunmaktadır ve bu kavramların ortaya çıktığı andan itibaren bugününü ve geleceğini buna göre şekillendirmektedir. Katletmek, köleleştirmek, koloniler kurmak, sömürgeleştirmek böylelikle bir önceki cümlede bahsedilen yapay kavramlarla normale indirgenmiştir.

Sömürgecilik kıtaların keşfi, deniz aşırı seferlerle birlikte:

‘’...on beşinci yüzyıldan itibaren Amerika kıtasının kuzeyinde ve güneyinde İspanya, Portekiz, Britanya, Fransa ve Hollanda tarafından uygulanmaya başlamış, daha sonra yayılarak, on dokuzuncu yüzyılda hemen hemen tüm Asya ile Afrika'yı içine almıştı.’’ (Marshall, 1999: 691-692).

Böylece sömürgeye uğrayan bölgedeki kaynaklar yüzyıllar boyunca sürekli olarak sömürgeyi uygulayan hangi bölge ise ona doğru akmıştır.

Kıtalar arası seferlerin yapılmaya başlanması ile birlikte ticarette de büyük bir ilerleme kaydedilmişti. Ümit Burnu’nun etrafından dolaşılması ile Doğu Hindistan ve Çin bölgelerine inen batı kendine yeni bir ticaret alanı yaratmış oldu (Engels ve Marx, 2015: 41).

‘’Avrupalı tüccarlar, Afrika sahillerini, Asya’yı, Kuzey ve Güney Amerika’yı “kullanıma açtılar”. Bütün bu bölgelerde ileri karakollar kurdular ve bu kıtaları sonradan tamamen değiştirecek olan, Avrupa’dan Amerika’ya göçü başlattılar.’’ (Giddens, 2012: 133).

Kaynaklar sürekli olarak Avrupa’ya doğru akmaktaydı. Devletin desteği ve silah gücü ile korunan tüccarlar bu faaliyetlerini rahatlıkla gerçekleştirebiliyorlardı (Giddens, 2012: 133-134). Tüccar bir orta sınıf doğmuştu.

‘’Bir zamanlar, diye anlatılır efsane, feodalizm veya ticari olmayan, uzmanlaşmamış bir ekonomi vardı. Derebeyleri vardı, köylüler vardı. Aynı zamanda üreten ve pazar aracılığıyla ticaret yapan birkaç kent sakini de vardı (bu sadece bir şans eseri miydi?). Orta sınıflar doğdu, bunlar parasal işlem alanını genişlettiler ve dolayısıyla modern dünyanın harikalarını dört bir yana saçtılar.’’ (Balibar ve Wallerstein, 2000: 181).

Böylece ‘’modern kapitalizm’’ ticaretle birlikte ortaya çıkmış oldu (Giddens, 2010: 72).

 

 

Kaynakça


Balibar, Etienne ve Wallerstein, Immanuel (2000). Irk Ulus Sınıf: Belirsiz Kimlikler, (çev. Nazlı Ökten), Metis Yayınları, İstanbul.

Bauman, Zygmunt (2015). Akışkan Modern Dünyada Kültür, (çev. İhsan Çapcıoğlu, Fatih Ömek), Atıf Yayınları, Ankara.

Bauman, Zygmunt (1999). Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar, (çev. Ümit Öktem), Sarmal Yayınevi, İstanbul.

Churchill, Ward (2002). Struggle for the Land: Native North American Resistance to Genocide, Ecocide and Colonization, City Light Book, San Francisco.

Engels, Friedrich ve Marx, Karl (2015). Komünist Manifesto, (çev. Nail Satlıgan), Yordam Kitap, İstanbul.

Giddens, Anthony (2012). Sosyoloji: Kısa Fakat Eleştirel Bir Giriş, (çev. Ülgen Yıldız Battal), Siyasal Kitabevi, Ankara.

Giddens, Anthony (2010). Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori, (çev. Ümit Tatlıcan), İletişim Yayınları, İstanbul.

Gingerich, Owen ve MacLachlan, James (2005). Nicolaus Copernicus: Making the Earh a Planet, Oxford University Press, New York.

Marshall, Gordon (1999). Sosyoloji Sözlüğü, (çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü), Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

Phillips, Carla Rahn ve Phillips, William D. (1992). The Worlds of Christopher Colombus, Cambridge University Press, Cambridge.

 

Görsel

https://www.shenaliwaduge.com/how-the-british-divide-rule-divided-sinhalese-tamils/?doing_wp_cron=1654010291.8629291057586669921875,, Erişim Tarihi: 01.01.2019