Küçük Kara Balık: Büyük Maceralara Yelken Açan Bir Hikaye

Kendi sınırlarını aşan ve aşmak isteyen tüm Küçük Kara Balıklara...

Samed Behrengi, doğduğu, büyüdüğü ve şüphe uyandıracak bir şekilde hayatını kaybettiği İran'da, yasaklı kitapları olan yazarlar arasında yer almaktadır. Kısacık ömründe adalet, eşitlik ve gerçeklerin peşinden gitme gibi kavramları kapsayan eserler oluşturmuştur. En tanınan eseri ise Küçük Kara Balık'tır. Onun başyapıtı sayılan bu eser, Şahlık rejiminin muhalifi olan yanını ortaya koyuyor. Behrengi, zamanının Şah yönetimine karşı masal ve hikâyeler yazarak karşı koymaya çalışmış, başkaldırmıştır. Bugün bile kitap, hâlâ İran'da yasaklı olmasına rağmen, bizlere adalet, eşitlik ve gerçekleri keşfetme arayışını anlatan güçlü bir hikaye sunmaktadır.

Kitap, yaşlı bir balık ninenin çocukları ve torunlarıyla birlikte on iki bin yavru balığı etrafına toplayarak onlara masal anlatmasıyla başlıyor. Bu masalın içinde, Küçük Kara Balık adlı bir karakter bulunuyor. Küçük Kara Balık'ın maceralarını anlatan bu yeni masal, kitabın temel öğelerinden birini oluşturuyor.

Küçük Kara Balık, yosundan bir tavanın altında yer alan siyah bir kayalığın arkasında annesi ile birlikte yaşıyormuş. Onların hayatı monotonmuş, her gün aynı yerleri gezip duruyorlarmış. Küçük Kara Balık, bu durumdan çok sıkılıyormuş. O istiyormuş ki; bir defalığına da olsa ay ışığı onların evini aydınlatsın,derenin sonunu görsün. Ne yazık ki annesi onun bu isteklerinin çocukça olduğunu ve bir gün geçeceğini düşünüyormuş.

''Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak,sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?''

Anneler, genellikle çocuklarının ilk rehberi olurlar. Doğru ve yanlış arasındaki farkı öğretmeye çalışırken aynı zamanda çocuklarını kötülüklerden korumaya çalışırlar. Kitaptaki anne balık figürü de bu şekilde davranış sergiler. Ancak anne balık, Küçük Kara Balık'ın zamane bir çocuk olduğunu ve aykırı davranışlar sergilemek istediğini düşünür. Hatta çocuğunun yoldan çıktığını ve bunun çevresi yüzünden olduğunu idda eder. Oysa Küçük Kara Balık, sadece meraklarının peşinden gitmek isteyen bir çocuktur. Burada ciddi bir anlayış problemi ortaya çıkmaktadır. Biraz daha ileriye gidecek olursam kitapta diğer balıkların, anne balığı çocuğunu yetiştirememekle ilgili suçlayıcı cümleleri olduğunu görüyoruz. Bu, günümüzde de sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Anneler, çocuklarının hayallerini, isteklerini ve farklılıklarını anlamakta zorlanabilir. Bazı toplumlarda, çocukların sıradanlığın dışına çıkması veya alışılagelenden farklı davranışlar sergilemesi eleştirilebilir. Günümüzde, çocukların bireysel yeteneklerini ve tutkularını desteklemek, onları anlamak ve kabul etmek önemlidir.

Farklı bir bakış açısıyla incelediğimde ise yazarımızın o dönemdeki durumunu düşündüğümüzde, yansımalarını Küçük Kara Balık'ta görüyor olmak çok olası geliyor çünkü yazarımız da aslında kendi iç dünyasında böyle bir arayış süreci geçirmiştir döneminin İranı'nda.

Bence Küçük Kara Balık, monoton ve sınırlı bir dünyada yaşayan bir karakter olarak temsil edilirken, aslında yazarımızın kendi duygusal ve entelektüel sınırlarını aşma arayışını da içinde barındırıyor.

Küçük Kara Balık, diğer yetişkin ve annesini suçlayan balıklarla bir tartışma yaşıyor. Bu tartışma, Küçük Kara Balık'ın içindeki keşfetme arzusunu daha da körüklüyor ve artık durmamaya karar verdiği bir anı yaşamasına sebep oluyor. Kendi isteğiyle, annesine rağmen bu yola çıkmaya karar veriyor. Arkadaşlarıyla vedalaşıp yola çıkıyor.

Bu yolculukta önce su dolu bir gölete düşmüş. Ayrıca bu gölette binlerce kurbağa yavrusu bulunuyormuş. Bu kurbağalar kendilerini dünyanın en güzel canlıları sanıyormuş oysa ki dünyanın ne olduğundan bir haberlermiş. Üstelik anne kurbağa da kendi annesine benzer laflar söyleyip, onu bulundukları yerden kovalamış.

Kitabın bu kısmını okurken, daha kendimize ayna bile tutamazken kendi yollarını arayan insanlara ne çok laflar ediyoruz ve durmadan nasıl acımasızca eleştiriyoruz diye düşünmeden edemedim.

'' Bu ömürlerden yüz kezde yaşasan yine cahil ve zavallı bir kurbağadan başka bir şey değilsin.''

Küçük Kara Balık,bir sonraki durağında bir kertenkeleye rastlamış. Onun görüş açısında ise avladığı kurbağayı midesine götüren bir yengeç varmış. Küçük Kara Balık'a dostane bir şekilde yaklaşıp onu midesine indirmeyi düşünen bir yengeç. Küçük Kara Balık'tan nasibini alan bir yengeç.

'' Zavallı'' demiş,'' senin daha yürümeyi bile bildiğin yok. Dünyanın kimin elinde olduğunu nereden bileceksin.''

Küçük Kara Balık, yengeç gözden kaybolunca kertenkele ile sohbetine devam etmiş. Ona yolculuğunda başına gelen durumları anlatmış ve aslında daha neler olabileceğini öğrenmek istemiştir. Kertenkele ise ona Pelikan'dan bahsetmiştir. Hatta bahsetmekle kalmayıp kesesine düşerse neler yapabileceğini anlatmıştır ve ona bir hançer vermiştir. Keseyi kesip kurtulabilmesi için.

Kendi hayatlarımıza baktığımızda da benzer durumlarla karşılaşmıyor muyuz? Bazı insanlar yolumuza taş koymak, engel olmak isterken, bazıları ise ayağımıza taş değmesin istiyorlar ve hiçbir zarar vermeden yardımcı olmaya çalışıyorlar. Her bir karşılaşma, hayatımıza farklı bir anlam ve tecrübe katmıyor mu?

İşte Küçük Kara Balık böyle böyle devam ediyor yoluna. Kertenkelenin yanından ayrılınca minicik balıklardan oluşan bir sürüye denk geliyor. Yolculuğundan ve bu yolculuğa çıkış nedenlerinden bahsediyor onlara da. Hatta balıklardan bazıları onunla devam etmek istemişler yolculuklarına ancak pelikan korkuları heveslerinin önüne geçmiş.

'' Eğer pelikan olmasaydı seninle gelirdik ama biz onun kesesinden korkuyoruz. ''

Gece bastırıncaya dek yoluna devam etmiş. Bir taşın altında uyumuş. Gece yarısı uyanmış. Dolunayı farketmiş ve onunla konuşmaya başlamış. Tekrar uyuyup uyandığında yanında minik balıkları görmüş. Şaşırmış ancak yola yalnız devam etmeyeceği içinde mutlu olmuş. Üzerlerine inen kapak onun mutluluğunun çok kısa sürmesine sebep olmuş. Küçük Kara Balık, önceden bu ihtimalleri bildiği için korkmamış ancak minik balıklar inanılmaz bir telaş içerisindeymişler ve her şey bitmiş gibi davranıyorlarmış. Küçük Kara Balık'ı duymuyorlarmış bile.

'' Artık kaçış yolumuz yok, hepsi senin suçun. Bizi kandırdın, yoldan çıkardın, '' demişler.

Ağlaşarak Pelikan'a yalvaran minik balıkları gören Küçük Kara Balık çok sinirlenmiş. Pelikan ise onların bu durumunu kullanıyormuş. Onlara Küçük Kara Balık'ı öldürürseler onları serbest bırakacağına dair bir vaatte bulunmuş. Ancak hepimiz biliyoruz ki her vaat, her zaman gerçekleşmez. Unuttukları şey ise Küçük Kara Balık'ın çok zeki oluşuymuş. Minik balıklar onu öldürmeye çalışırken, tabii ki güçleri yetmeyecek, aklına bir fikir gelmiş. Ölü taklidi yaptığında aslında Pelikan'ın onları serbest bırakmayacağını gayet iyi biliyormuş. Bu taktiği denediklerinde tam da düşündüğü gibi olmuş. Pelikan onları salmak yerine canlı canlı yutmuş. Küçük Kara Balık ise keseyi hançerle kesip dışarı fırlayıp canını kurtarmış.

Gölet macerları tam olarak burada noktalanmış Pelikan'dan kaçarken yolunu kaybeden balığımız kendisini denizin içerisinde bulmuş. Burada da onu çift kuyruklu bir testere balığı karşılamış. Ondan kaçarken yine bir balık sürüsü ile karşılaşmış. Daha önceki deneyiminden dolayı deniz balıklarına güvenmekte sorun yaşasa da deniz balıkları onu uyarmış ve sürüye katılmasını teklif etmiş. Yanlarından ayrılırken aynı zamanda düşüncelere dalmış ancak fazla uzun sürmemiş çünkü bir balıkçıl onu kapmış.

'' Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette,bir gün ölümle karşılaşırsam-ki karşılaşaçağım- önemli değil, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek.''

Balıkçıldan kurtulmak için zehirli olduğunu söylemiş ve bir anlık dalgınlığında ağzından kaçıp kendini kurtarmış. Ancak bu kaçış hikayesi çok kısa sürmüş çünkü balıkçıl çok öfkelenmiş ve onu tekrar yakalamış ve midesine indirmiş. Küçük Kara Balık orada yine ağlaşan minik bir balık ile karşılaşmış. Onu kurtarmış ancak aslında amacı bütün balıkları kurtarmakmış o yüzden onu öldürmeden dışarı çıkmayacağını söylemiş. Bu onun son sözleriymiş o günden sonra ondan bir daha haber alınamamış.

Kitap yine onu anlatmaya başlayan nineyle sona ermiş.

Küçük Kara Balık'ın yolculuğu ve yazarın hayatı, günümüz dünyasında da bize birçok şeyi gösteriyor aslında. Bizler içerisinde yaşadığımız karmaşık ve monoton hayatlarımızda, bazen sınırlarımızı zorlamak ve bilinmeyene doğru adım atmak isteyen birer Küçük Kara Balık olabiliyoruz. Ailemiz ise bize bu yolda rehberlik edebiliyor. Bazen bizi anlayıp bize destek olurken bazen de isteklerimizi ve arzularımızı hiç anlamadıklarını içerisinde bulunduğumuz zamanın biz çocuklarını tuhaflaştırdığını idda edebiliyorlar.

Yine Küçük Kara Balık gibi bir çok doğru-yanlış insanlarla tanışabiliyoruz. Bu insanları hayatlarımızdaki zorlukların ve farklılıkların birer temsilcisi gibi düşünebiliriz. Bu durumda önemli olan kendi yolumuzu bulmaya çalışırken oluşturduğumuz doğrularımızdan ve iç sesimiz eşliğinde hareket etmemiz. Korkularımız hareketlerimizi ve alanlarımızı sınırlasa da, onun en büyük silahının da kendimizde saklı olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Yazarın şaibeli ölümünü Küçük Kara Balık'ın sonuna benzettim aslında. Kendisi yolunu ararken bazı otoriter sistem ve ögeleri yüzünden baskılanmaya çalışılmış ama buna rağmen yoluna devam etmiştir. Bu yolda ona destek olan insanlar olduğu gibi köstek olmak isteyen insanlarda olmuştur. İyi insanlar devam etmesine,kötü insanlar ise şaibeli yok oluşuna sebep olmuştur.

Samed Behrengi'nin Küçük Kara Balık ile yarattığı masal dünya, bize umut ve cesaret veriyor.

Belki de bir gün hepimiz birer Küçük Kara Balık olabilir, sınırlarımızı aşarak daha büyük bir denizlerde özgürce yüzebiliriz.