Özgürlük Üzerine 

O zaman şöyle bir soru ortaya çıkıyor hukuk kurallarının belirlenmesi bakımından toplum menfaati mi ele alınmalı birey menfaati mi?


Gittikçe kalabalıklaşan ve kalabalıklaştıkça da ayrışan bir dünyada yaşıyoruz. Herkesin kendine göre bir ideolojisi ve hayata bakış açısı var. Tüm insanları düşünerek özellikle ahlaki bir konuyu tartışmak zorlaşmış bir halde.

Bireyin özellikle kişisel tercihlerine yönelik özgürlüğü bazen diğer insanlarla bir arada yaşamanın vermiş olduğu yükümlülüğün etkisiyle kısıtlanabiliyor. Bu kısıtlama çoğu zaman devlet eli ile oluyor evet, ama asıl tartışma konusu bu kısıtlamanın sınırları. 

Mill’e göre bir kişiyi bir davranış ya da ona benzer bir şeye yönelik zorlayabilmek için mâni olmaya çalıştığımız davranışın başka birine zarar vermiyor olması gerekir. Ayrıca kişi kendini ilgilendiren konularda mutlak bir özgürlüğe sahip olmalıdır. Öncelikle burada zararın neyi kapsadığı veya ne şekilde ele alınacağı tartışma konusudur. Genel geçer bir zarar örneğini kendimize kriter edinirsek farkında olmadan başka zararlara yol açabiliriz. 

Etik sorularda başvurulacak ölçütlerden en önemlisi fayda mıdır? Fayda bence tek başına bir kriter olamaz çünkü her bireyin kendi faydası kendi menfaati vardır. Bireysel menfaatler toplum menfaatlerinden önce midir? Öncelikle bireylerin kişisel menfaatleri değişkenlik gösterebilirken...

Devlet bir kural koyarken illaki belli kriterleri hesaba katmak zorundadır ve devletin tüm bireylerin menfaatlerini aynı düzeyde gerçekleştirebilecek ortak düzenlemeler çıkarması oldukça zordur. Bunun gerçekten başarı ile yapılabilmesi her bireye kendi menfaati için ayrı hukuki düzenlemeler çıkarmak kadar zordur. Şu an birçok devlet bu yasaları koyarken ülkenin genelini hesaba katmaktadır. O zaman şöyle bir soru ortaya çıkıyor hukuk kurallarının belirlenmesi bakımından toplum menfaati mi ele alınmalı birey menfaati mi? Toplumun menfaati her zaman doğrudur diyemeyiz ama her bireyin ayrı ayrı menfaatini de ortak bir hukuk sisteminde gözetemeyiz. O halde devlet mi bireye birey mi devlete uymalı sorusu bir kez daha gündeme geliyor?

Her insan kendi refahının bekçisi midir? Bunu bu şekilde söylemek bir miktar bencillik olur. Çünkü bu mantıktan yola çıkarsak herkes kendi doğrusunu dayatmaya kalkar.

Belirtmek de fayda var, insanların eleştiri ve tartışma yönünden tam bir özgürlüğe sahip olması gerektiğini savunuyorum çünkü Mill’in de dediği gibi bazen fikirlerimiz doğru olmayabilir, doğru olabilir ya da eksik olabilir, aksi görüş ile sentezlenince tamamlanır. Ben açıkçası günümüzde birçok sorunun bu son kategoride olduğunu düşünüyorum. Peki en doğru fikirler neye göre belirlenir? Bence asıl tartışma konusu bu çünkü zaten herkesin bir fikri var. Sorun insanların eleştirmemesi değil, evet bu da var bir miktar. Sorun insanların eleştiriler sonucu kendini sorgulayamaması. Özellikle ahlak gibi soyut konulara yönelik eleştiriler kesinlikle engellenmemeli, sonuçta bence de toplum tartışarak daha hızlı ilerler.

Fakat, görüş açıklama hürriyeti bazen belli sebeplerle kısıtlanabilir. Örneğin bir kişi intiharın kişinin tercihine bırakılması gerektiğini, kişinin ölmeye karar vermekte özgür olması gerektiğini savunabilir. Bunun görünüşte hiçbir maddi ya da manevi zararı yoktur. Ancak bir kişi bu yazıdan etkilenip intihar etmeye kalkabilir. Biz böyle bir durumda o kişiyi makalesinden dolayı sorumlu tutamayız çünkü amacı birini intihar ettirmek değildir, görüş bildirmektir. Ama bu yazı o toplulukta intiharları arttırırsa yazıya sansür vurulması söz konusu olabilir. Bu durumda toplumun menfaati için o yazıyı yazanın kişisel menfaatini ihlal eder.

İnsanların toplum baskısı, arkadaş baskısı ya da tesir altında kalarak olmadığı biri gibi davranmaya zorlanması üzücü bir durum tabi. Bu konuda yazara katılıyorum. Sonuçta her birey belli sınırlar içinde kendi hayat bakışına uygun yaşayabilmeli. Ancak insan bence kendini geç keşfeden bir varlık ve en azından kendi kendini tanıyabilecek yetkinliğe gelesiye kadar özgürlükleri ergin bireylere kıyasla biraz daha kısıtlanmalı (ki şu an genel olarak kanun sistemlerinde ergin olmayan bireylere ilişkin kısıtlamalar var).

Diğer bir tartışmalı nokta: Gelenek baskısı insanların gelişmesinde engel midir? Bazı geleneksel nitelikte ki kısıtlamaların belli durumlarda insanların veya devletlerin gelişimlerini etkilediğine katılmakla birlikte bunların tek etken olarak görülmemesinin yerinde olacağını düşünüyorum. (Nitekim kitapta yazar Çin örneğini vermiş ama Çin’in şu an ki durumunu görse mezarında ters döner herhalde.) Her ne kadar yazara göre gelişmenin tamamen özgürlük ile olacağı söylense de bu özgürlüğün sınırsız olması doğru olur mu bilinmez.