Pandora Hearts #1

Pandora Hearts animesinin tanıtımı ve incelemesi.

Pandora Hearts izlemeye değer bir anime mi, hadi gelin bakalım.

Studio Xebec, 2009 yılında 25 bölümlük bir anime televizyon dizisi uyarlaması yaptı. Filmin yönetmenliğini Takao Kato yaptı. Dizi 3 Nisan- 25 Eylül 2009 tarihleri arasında yayınlandı. Dizi ilk gösterimi için TBS, BS-TBS, CBC ve MBS'de yayınlandı. 11 Şubat 2010'da NIS America, serinin Kuzey Amerika'da lisanslandığını duyurdu ve 26 Ekim 2010'da animenin İngilizce alt yazılı DVD'lerini yayınladı.

Pandora Hearts'ın yazarı, Jun Mochizuki aynı zamanda The Case Study Of Vanitas mangasının da yazarıdır. Eğer karakter ve kıyafet tasarımları size tanıdık geldiyse bu yüzden olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yazıda Pandora Hearts'ın animesinden bahsedeceğim.

2009 tarihinde yayımlanmış olan bu animede toplam yirmi beş bölüm ve dokuz tane özel bölüm bulunuyor.

Konusu ise kısaca şu şekilde: Oz, ülkenin kraliyet ailesi tarafından aşırı yetki verilen Dört Büyük Dükalıktan biri olan Vessalius hanedanının varisidir. Küçük kız kardeşi Ada ve uşağı (en yakın arkadaşı) Gilbert ile birlikte lordlara layık lüks bir hayat yaşamaktadır. Oz'un babası Xai tarafından Oz ve Ada'nın henüz bebekken amcaları Oscar tarafından büyütülmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Oz, törene gittiğinde Sharon Rainsworth ve onun uğursuz hizmetkârı Xerxes Break (daha sonra hikâyede inanılmaz bir yer kaplayacak olan) ile tanışır. Tören ritüelleri tamamlanana ve bir asırdır çalışmayan dev saat hareket edene kadar her şey normal görünür.

Aniden Baskerviller olarak bilinen kırmızı pelerinli bir grup insan kendilerini göstermeye başlar. Baskervilleler, onun daha önce sadece peri masallarında var olduğuna inanılan, "Zincirler" adı verilen canavarların yaşadığı Abyss adlı doğaüstü bir hapishaneye sürüklenmesi gerektiğini söyler ve Baskervilleler daha sonra Oz'u varlığının bir günah olduğunu iddia ederek Abyss'a gitmeye zorlar.

Oz'un bu sözlerin ardındaki gerçek anlam hakkında hiçbir fikri olmasa da onu elde etme arzusu serinin geri kalanı için itici bir güç hâline gelir. Hatta Abyss'ta onu hayatta tutan asıl sebebin de bu olduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz. Oz'un gerçekten hayatta kalma becerileri çok düşük olsa da ve orada nasıl hayatta kaldığı beni şaşırtsa da evet, sonuç olarak hayatta kalıyor.

Abyss'da mahsur kalan Oz, zincirlerin kanını içerek onlarla sözleşme yapabileceğini öğreniyor. Bunu hapishaneden kaçmak için Black Rabbit (veya kısaca B-Rabbit) olarak bilinen Alice adlı bir zincir ile yapıyor. Anlaşmanın şartı ise Alice'ın anılarını toplamak bunun karşılığında Alice'in Oz'u Abyss'ten çıkarması. Bu arada eğer Oz, Alice ile anlaşma yapmasaydı, Abyss'ten kaçması imkansız olurdu. Yani aslında tek yolu buydu diyebiliriz.

Oz, Abyss'ten kaçtığında çoktan on yıl geçmiştir. Ona birkaç gün gibi gelen bu sürede, uşağı olan Gil çoktan büyümüştür ama Oz, şimdi Raven olarak tanıdığı adamı uşağına benzetse de henüz on yıl geçtiğini bilmediği için onu tanıyamaz. Oz ve Alice, Sharon ve Break'in gözetimi altına alınır ve bu kişilerin, Sablier Trajedisi olarak bilinen (tüm Sablier şehrinin sular altında kaldığı) bir felaketten bir yüzyıl önce Dört Büyük Düklük tarafından kurulan Pandora adlı bir "Zincir Araştırma Örgütü"nün üyeleri olduğunu keşfederler.

Varlığının neden sözde bir günah olduğunu anlamak isteyen Oz; Sharon ve Break'in, Abyss'in hükümdarı Abyss'in Niyeti ile ilgili araştırmalarında yardım eder.

Alice ve Oz, artık Nightray düklüğüne evlat edinilen ve ailenin zinciri Raven ile sözleşme yapan yetişkin Gilbert'in yardımına da sahiplerdir.

Her ne kadar Gilbert'in kendisi de şu an bir soylu olsa da yine de Oz'un efendisi olarak görür ve ona bağlılığını sunar. Gilbert'in de Nightray ailesine katılmasının bir sebebi var tabii ki. Ona bu şansı sunan ve aklına sokan kişi olan Break, o düklükte Gilbert'in kardeşi Vincent'in yaşadığını söyler. Break, Gilbert'e bir de eğer oradaki küçük ajanı olursa efendisini yani Oz'u Abyss'ten çıkarabileceklerini söyler. Gilbert'in kardeşi Vincent ise... Gerçekten çok ayrı bir mesele. Spoiler olmaması için bu yazıda bahsetmeyeceğim fakat Pandora Hearts'ın mangası hakkında yazacağım ikinci yazıda ondan bahsedebiliriz.

Sanırım animeyi izlerken en rahatsız edici olan şey Oz'un küçük yaşına rağmen her şeye bu kadar tepkisiz kalması. Bilmiyorum, hani verdiği ufak tepkiler olsa da yaşı yüzünden mi bu tepkisizliği diye düşünmeden edemiyorum. Henüz idrak edemediği onlarca şey olduğu belli ama ufaktan delirdiği, ne olduğunu sorguladığı bir sahne olsa güzel olurdu diye düşünüyorum.

Abyss diye bir çukurun içine düşüyorsun, o çukurun en tehlikeli yaratıklarından biriyle anlaşma yapıyorsun ve dünyaya geri döndüğünde on yıl geçmiş oluyor, uşağını yirmi dört yaşında görüyorsun. Oz'u bilmem tabii ama benim bu duruma kayıtsız kalmayıp kafayı yiyeceğim çok bariz. Buna rağmen, Oz'un animede en çok tepki verdiği sahneler Alice ile ilgili olanlar. Tabii, bunları mangayı okuduğumuzda daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum çünkü anime yirmi beş bölüm olması nedeniyle her şeyi uzun uzun anlatabilme süresine sahip değil.

Ayrıca Sablier'in başına gelen böyle bir olaydan sonra tüm dünyanın Abysse'e sürüklenmesini engelleyen Sablier Trajedisi'nin efsanevi "kahramanı" Jack Vessalius'un ruhuyla da temasa geçerler, Jack Oz'un bedenini kullanarak diğer insanlarla iletişim kurar. Jack aynı zamanda Pandora'yı kuran kişi ve tüm bunların arkasında olan kişilerden biri olduğu çok bariz.

Animede anlayacağınız üzere Alice'in Harikalar Diyarı göndermeleri de var. Alice, Mad Hatter olarak geçen Break ve Cheshire Cat'i bunlara örnek olarak verebiliriz.

Dediğim gibi animenin kısa olması nedeniyle sorularımızın çoğu bu kısa sezonda yanıt bulunmuyor, bu da mangayı okumayı zorunlu bir hâle getiriyor. Özellikle animenin son bölümü olan yirmi beşinci bölüm serinin geri kalanına göre çok sönük kalmış. Son bölümlerde en azından aklımızda olan birkaç sorunun kesinlikle yanıt bulmasını isterdim. Tamam, evet, Oz'un babasını gördük ama yine bir şey olmadı.

Son bölümün bu kadar olaysız geçmesi biraz sinir bozucu olsa da yine de serinin geneline baktığımızda oldukça iyi bir anime olduğunu söyleyebiliriz. 2009 yılında çıkmış bir anime olması sebebiyle de çizimleri çok güzel, ben iki binli yıllarda yapılan animelerin çizimlerini çok seviyorum bu sebeple çizimleri gözümü yormadı ve oldukça güzel olduklarını da düşünüyorum.

Animenin şarkıları da oldukça güzel. Özellikle Lacie's Melody isimli şarkıyı belki animeyi izlemeseniz bile mutlaka duymuşsunuzdur. Opening Parallel Hearts olarak geçiyor ve atlamaya kıyamayacağınız kadar güzel bir şarkı. Ending ise Everytime You Kissed Me adlı bir şarkı. Bu şarkı da en az opening kadar güzel. Doğrusu şarkı seçimleri açısından bakıldığında bu konuda çok iyi bir iş çıkardıklarını görebiliyoruz.

Eğer animede yanıtlanmayan soruların cevabı için mangayı okumaya karar verirseniz, manga da otuz üç-otuz dördüncü bölümlerden başlayabilirsiniz ya da baştan okuyabilirsiniz. Bildiğiniz gibi anime uyarlamaları çoğu zaman mangalar kadar okuyucuya detay sunmuyor ya da farklı bir şekilde anlatıyor ama zaman kaybetmeye gerek yok derseniz de evet, otuz üç-otuz dördüncü bölümden itibaren okuyabilirsiniz.

Henüz sadece animeyi izlediğimden bunun hakkında yazdım ama manga hakkında yazmayı da düşünüyorum, bu yüzden yazıları #1 ve #2 olarak ayırmaya karar verdim. Yakında spoilerlı bir şekilde Pandora Hearts mangası hakkında da yazacağım.

-Lacie's Melody

https://www.youtube.com/watch?v=5wTK6_kaPvU

İyi seyirler:)