Çiçekli Elbiseler Altında Saklanan Patriyarka: Tradwife Akımı ve Anti-Feminizmin Dijital Yüzü
Çiçekli elbiselerin ardında nostalji değil, kadınları kamusal alandan sessizce geri çağıran dijital bir ideoloji saklanıyor.
“Tradwife” yani traditional wife kavramı, ilk bakışta sadece bir yaşam tercihi gibi görünebilir. “Kimi kadın evde olmak ister, bunda ne var ki?” diyebilirsiniz. Ama bugün TikTok, Instagram Reels ve YouTube’da bu estetiğin yeniden yükselişine baktığımızda, burada meselenin yalnızca ev işleri ya da huzurlu sabah kahvaltıları olmadığı açık. Ekonomik krizlerin, dijital yalnızlığın, toplumsal belirsizliklerin arttığı bir dönemde, geleneksel aile hayatının nostaljik ve “güvenli” versiyonu tekrar popülerleşiyor. Fakat bu geri çağırma estetiği, kadınların kamusal alandaki kazanımlarını sessizce gölgeleyen bir ideolojiyi de beraberinde getiriyor.
1950’lerin Parlak Lacivert Sessizliği
Bu yanılsamayı anlatmak için en iyi örneklerden biri 1998 yapımı Pleasantville. İki genç bir anda siyah-beyaz bir televizyon dizisinin içine düşer; dışarıdan bakıldığında her şey idealdir. Sofralar hep hazırdır, kadınlar hep mutludur, hiçbir şey aksamaz. Ama zaman geçtikçe bu “ideal” düzenin, kadınların arzularının sistematik biçimde bastırılması üzerine kurulu olduğu ortaya çıkar. Bugün TikTok’ta izlediğimiz tradwife videoları bana tam olarak bunu hatırlatıyor. Çiçekli elbiseler, rustik mutfaklar, güneş ışığında parlayan ev düzeni… Huzuru çağrıştırıyor evet, ama bu huzurun altında kadınların özgürlüklerinin sınırlanması normalleştiriliyor.
Benzer bir eleştiri Betty Friedan’ın 1963’te yayımlanan The Feminine Mystique kitabında da karşımıza çıkıyor. Friedan, 1950’lerin ev kadınlarının “adı konmamış sorun”unu tarif ederken, dışarıdan bakıldığında her şeye sahip gibi görünen kadınların içten içe nasıl boğulduklarını anlatıyor. Bugün milyonlarca beğeni toplayan tradwife içerikleri de tam olarak bu noktada Friedan’ın altmış yıl önce tarif ettiği o “mutluluk mitini” yeni bir ambalajla tekrar piyasaya sokuyor diyebiliriz.
Nostaljinin Siyaseti
Tradwife içeriklerinin çekiciliği ise, nostaljiyi sadece hatırlanan bir duygu olmaktan çıkarıp bugünün kadınlarına yönelen ince bir söyleme dönüştürmesiyle başlıyor. O romantik geri çağırma, kadınların kamusal hayatta kazandığı çeşitliliği fark ettirmeden gölgeleyen bir kurgunun kapısını açıyor. Kariyer yapan kadın bir anda “fazla hırslı”, ekonomik bağımsızlık isteyen kadın “fazla modern”, görünür olmayı seçen kadın “fazla iddialı” diye kodlanıyor. Böylece “öze dönüş” adı verilen sakin estetik, kadınlığın sınırlarını usulca evin içine doğru daraltıyor.
Kişisel tercihin özgürlükle eşitlendiği bu söylem, “choice feminism” yani “her tercih feministtir” yanılgısını da beraberinde getiriyor. “Evde olmayı seçtim” cümlesi özgürlük gibi görünse de, çoğu zaman yapısal engeller, öğrenilmiş roller ve toplumsal beklentiler bu “seçimin” zeminini belirliyor. Sistemsel sorunlar kişisel tercihlere indirgenince de tradwife estetiği tam olarak bu gri alanda güç kazanıyor.
Sınıf, Beyazlık ve Görünmeyen Ayrıcalıklar
Tradwife videolarında sıkça gördüğümüz geniş mutfaklar, boş vakitle dolu sabahlar ve bahçeli evler toplumun büyük çoğunluğu için bir tercihten ziyade erişilmesi mümkün olmayan bir ayrıcalık. Ev içi emeğin ağırlığını her gün omuzlarında taşıyan milyonlarca kadın için bu görüntüler romantik bir sahne değil, çoğu zaman kaçınılmaz bir hayatta kalma rutini. Buna rağmen içerikler, bakım emeğinin tarihsel ve sınıfsal yükünü görünmez kılarak onun yerine pürüzsüz, zahmetsiz ve her anı estetikle parlatılmış bir “yaşam tarzı” anlatısı koyuyor.
Üstelik bu parlatılmış dünyanın merkezinde çoğunlukla beyaz, heteroseksüel ve orta–üst sınıf kadınların yer alması tesadüf değil. Tradwife estetiği, Norman Rockwell tablolarındaki o steril huzuru andıran bir masal dünyası kuruyor; her şeyin fazla düzenli, fazla sakin, fazla sorunsuz olduğu bir evren. Bu parıltılı sakinlik, yalnızca geleneksel aile modelini değil, beyazlığın tarih boyunca merkezde tutulduğu o kültürel üstünlük hissini de yeniden çağırıyor. Böylece kadınlık, deneyimlerin çeşitliliğinden arındırılıp evcimenlik ve ayrıcalığın cilasıyla dar bir kalıba sıkıştırılıyor.t
Influencer Ekonomisi ve Estetize Edilmiş Emek
Bu anlatının en çarpıcı ironilerinden biri, modernliğe mesafe aldığını iddia eden tradwife içeriklerinin aslında influencer ekonomisinin tam merkezinde üretilmesi. Pastel tonlar, örgü battaniyeler, ev yapımı ekmekler, gün ışığında parlayan çay sofraları… Hepsi huzur çağrıştırsa da, gerçekte bir gelir modelinin parçası. Ev içi emek, Instagram estetiği içinde paketlenerek tüketilebilir bir lifestyle objesine dönüşüyor; geçmişin görünmez emeği, bugünün pazarlanabilir içerik formatına evriliyor.
Tam da burada “algorithmic femininity” kavramı devreye giriyor. Platform algoritmalarının sakin, düzenli, pastel tonlu ve ‘aesthetic’ içerikleri ödüllendirmesi, tradwife videolarına otomatik bir görünürlük avantajı sağlıyor. İçerikler bu sayede daha fazla dolaşıma girdikçe, kadınlığın deneyim çeşitliliği giderek tek bir estetik kalıbın altında sıkışıyor; gerçek hayatın karmaşası, pastel bir şablonun dışında bırakılıyor.
Bu estetik dünyanın merkezinde ise sık sık romantize edilmiş bir annelik imgesi beliriyor. Gerçek hayatta bakım emeği hem fiziksel hem duygusal olarak ağır bir yük; çoğu zaman görünmez, karşılıksız ve yıpratıcı. Fakat videolarda yalnızca güneş ışığıyla yumuşayan kucaklaşmalar, düzenli çocuk odaları ve sessiz oyun anları yer alıyor. Böylece annelik, gerçekliğin tüm keskinliğinden arındırılarak bir ideale dönüştürülüyor ve kadınların üzerinde baskı yaratan “mükemmel anne” miti yeniden üretiliyor.
TikTok ve Instagram’ın estetik kapitalizmi bu tabloyu daha da parlatan bir filtre görevi görüyor. Platformların tasarımı, sakinliği, sadeliği ve ‘slow living’ estetiğini ödüllendiren yapısı, tradwife içeriklerini yalnızca popüler bir trend olmaktan çıkarıp kültürel ve politik bir yeniden biçimlendirme aracına dönüştürüyor. Böylece geçmişin kadınlık rolleri, dijital çağın algoritmik parıltılarıyla yeniden paketlenerek günümüze çağrılıyor.
Pastel Tonlara Boyanmış Geri Adımlar
Sonuçta karşımıza yalnızca bir estetik akım değil, derin bir kültürel geri çağırma çıkıyor. Dijital filtrelerle parlatılmış eski kadınlık rollerinin yeni bir versiyonu dolaşıma girerken, çiçekli elbiselerin ve rustik mutfakların ardında nostalji değil; kadınların kamusal alandaki varlığını sessizce geri çeken ince bir ideolojik yönelim beliriyor. Bu parlatılmış huzur estetiği, yumuşak görüntülerin altındaki sert gerçeği örtmeye çalışsa da gizleyemiyor.
Dolayısıyla tradwife estetiği, basit bir içerik akışının ötesinde, dijital kültürün içinde yeniden üretilen bir ideoloji olarak görülmeli. Eleştirel bir bakışla çözümlenmeli, sorgulanmalı ve özellikle görünmezleştirdiği yapısal eşitsizlikler yeniden görünür kılınmalı—çünkü bu estetik, kadınların tarihsel kazanımlarını sessizce geriye iten bir normatif düzenin güncel yüzü.