Türk Edebiyatında Masallar

Masallar, yalnızca bir anlatı değil, bir milletin rüyasıdır.

Masallar, sözlü kültürün en eski anlatı türlerinden biri olup, toplumsal hafızanın, inanç sistemlerinin ve kültürel değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli bir rol oynar. Türk edebiyatında masallar, Türklerin göçebe hayat sürdüğü dönemlerden itibaren var olmuş, zamanla yerleşik hayata geçişle birlikte farklı türlerle iç içe geçmiş ve yazılı edebiyatın bir parçası hâline gelmiştir. Bu makalede, Türk edebiyatında masalların tarihsel süreç içindeki gelişimini ele alarak, masalların işlevlerini ve türlerini inceleyeceğiz.

Türkler, Orta Asya’da yaşadıkları dönemden itibaren sözlü edebiyatın güçlü bir geleneğine sahiptiler. Destanlar, efsaneler, atasözleri ve bilmeceler gibi anlatılar arasında masallar da önemli bir yer tutuyordu. Bu dönemdeki masallar genellikle doğaüstü varlıklarla, kahramanlarla ve hayvanlarla ilgiliydi. Türk mitolojisinde önemli bir yer tutan "Bozkurt Efsanesi" veya "Ergenekon Destanı" gibi anlatılar, bazı açılardan masalların kökeniyle benzerlik gösterir.

Göçebe yaşam tarzının etkisiyle, masallar daha çok bilge kişilerin, ozanların ve aksakalların anlattığı hikâyeler olarak kuşaktan kuşağa aktarıldı. Şamanizm inancının etkisiyle, doğaüstü olaylar ve ruhlarla kurulan ilişkiler masalların önemli bir unsuru hâline geldi. Bu dönemde masallar sadece eğlence amaçlı değil, aynı zamanda ahlaki ve dini öğretileri pekiştiren bir araç olarak da kullanılıyordu.

Türkler, 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’i kabul etmeye başladıktan sonra kültürel yapılarında önemli değişimler yaşandı. Sözlü edebiyatın en önemli kaynaklarından biri olan masallar, bu dönemde İslamî motiflerle zenginleşti. Kahramanlar artık İslam inancına bağlı kişiler olarak resmedilmeye başladı ve masalların içinde dini öğütler daha fazla yer aldı.

Bu dönemde Fars ve Arap edebiyatından etkilenen Türk masalları, özellikle "Binbir Gece Masalları" ve "Kelile ve Dimne" gibi eserlerden izler taşıdı. Ancak Türk masalları, kendi kültürel yapısını koruyarak bu etkileri sentezledi. Örneğin, Dede Korkut Hikâyeleri bu dönemin önemli sözlü anlatılarından biri olup, hem masal hem de destan özellikleri taşır.

Osmanlı Devleti'nin kurulmasıyla birlikte masallar, halk hikâyeleri ve meddah geleneği içinde varlığını sürdürdü. Meddahlar, halka açık alanlarda masalsı anlatılar sunarak, eğitici ve eğlendirici bir rol oynadılar. Bu dönemde yazıya geçirilen masallar da önemli bir gelişim gösterdi.

Osmanlı döneminde halk arasında en çok bilinen masallar arasında "Keloğlan Masalları" büyük bir yer tutar. Keloğlan, saf ve zeki bir karakter olarak halkın mizah anlayışını ve zekâya verdiği önemi temsil eder. Ayrıca Nasreddin Hoca fıkraları da masalsı anlatımlarla iç içe geçmiş ve Osmanlı halk kültürünün önemli bir parçası hâline gelmiştir.

Bu dönemde masalların toplumsal işlevi ön plandaydı. Halk, masallar aracılığıyla ahlaki dersler çıkarıyor, çocuklara masallarla gelenek ve görenekler aktarılıyordu. Özellikle hayvan masalları, kıssadan hisse veren yapılarıyla halkın eğitiminde önemli bir rol oynuyordu.

Tanzimat Dönemi (1839-1876) ile birlikte Osmanlı Devleti'nde Batı etkisi artmaya başladı. Bu dönemde halk kültürüne yönelik araştırmalar yapılmış ve masallar yazıya geçirilerek derlenmeye başlanmıştır. Ahmet Mithat Efendi, folklorik öğeleri eserlerine yansıtan önemli yazarlardan biri olmuş ve masalların toplumsal eğitici rolünü vurgulamıştır.

Servet-i Fünun dönemi (1896-1901) ise daha çok bireysel ve estetik kaygıların ön planda olduğu bir dönem olduğu için, masallardan çok modern hikâye türü gelişim göstermiştir. Ancak bu dönemde de halk masallarına ilgi devam etmiş ve Batılı masal geleneği Türk edebiyatına girmeye başlamıştır.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte (1923) halk edebiyatına olan ilgi artmış, masallar bilimsel yöntemlerle derlenerek yayımlanmaya başlanmıştır. Pertev Naili Boratav gibi halk bilimciler, Anadolu masallarını toplamak ve incelemek konusunda önemli çalışmalar yapmıştır.

Bu dönemde masallar, çocuk edebiyatının önemli bir parçası hâline gelmiş ve eğitici bir işlev kazanmıştır. Özellikle eğitim sisteminde kullanılan masallar, çocukların ahlaki değerleri öğrenmesine katkıda bulunmuştur.

Ayrıca, Cumhuriyet döneminde Anadolu’nun farklı bölgelerinden derlenen masallar kitaplaştırılmış ve edebi eserlerde kullanılmaya başlanmıştır. Aziz Nesin gibi yazarlar, halk masallarından esinlenerek modern masallar kaleme almışlardır.

Günümüzde masallar, sözlü anlatımdan yazılı ve dijital anlatıya geçiş yapmıştır. Özellikle çocuk edebiyatında önemli bir yer tutan masallar, animasyon filmleri, çizgi romanlar ve dijital kitaplar aracılığıyla geniş bir kitleye ulaşmaktadır. Masalların klasik yapıları korunmakla birlikte, modern dünyaya uyarlanmış versiyonları da yazılmaktadır.

Ayrıca masal anlatıcılığı geleneği de bazı organizasyonlar ve festivaller aracılığıyla yaşatılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de çeşitli üniversiteler ve araştırmacılar, halk masallarının derlenmesi ve analiz edilmesi üzerine çalışmalar yapmaya devam etmektedir.

Türk edebiyatında masallar, tarih boyunca değişim ve dönüşüm geçirmiş, ancak temel işlevlerini korumuştur. Orta Asya’dan Osmanlı’ya, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar her dönemde masallar, toplumun kültürel hafızasını taşıyan önemli bir araç olmuştur. Günümüzde de masallar, hem eğitici hem de kültürel mirası yaşatan bir anlatı türü olarak varlığını sürdürmektedir.

Masallar, sadece çocuklara anlatılan hikâyeler değil, aynı zamanda toplumun değerlerini, hayallerini ve dünya görüşünü yansıtan bir aynadır. Bu yüzden Türk masalları, geçmişin izlerini günümüze taşıyan önemli kültürel miraslarımızdan biri olarak değerlendirilmeye devam etmelidir.